Medya dünyasında yeni polemik! Fatih Altaylı 'eleştiriler haklı' dedi, Merdan Yanardağ'dan cevap geldi!

Medya+d%C3%BCnyas%C4%B1nda+yeni+polemik%21;+Fatih+Altayl%C4%B1+%E2%80%99ele%C5%9Ftiriler+hakl%C4%B1%E2%80%99+dedi,+Merdan+Yanarda%C4%9F%E2%80%99dan+cevap+geldi%21;

Sultan Abdülhamit'in despot olduğu yönündeki sözleriyle tepki çeken Merdan Yanardağ bu konuda kendisine gelen eleştirilere cevap verdi. Yanardağ, hem tele1'deki hem de BirGün'deki köşe yazısında bu konuda kendisine gelen eleştirilere cevap verdi. Merdan Yanardağ eleştirileri haklı bulduğunu yazan Fatih Altaylı hakkında da yazdı.

Geçtiğimiz Perşembe akşamı yayınlanan '18 Dakika' isimli programında Sultan Abdülhamit Han hakkında söylediği despot ifadesiyle gündem olan Tele1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ bu konuda kendisine gelen tepkilere köşe yazısından cevap verdi.
 
tele1.com.tr'deki yazılarına yeniden başlayan Merdan Yanardağ, sosyal medyada büyük yankı uyandıran bu sözleri hakkında gelen eleştirileri yazısına taşıdı.
 
Merdan Yanardağ, kendisini haksız bulduğunu belirten bir yazı kaleme alan Habertürk yazarı Fatih Altaylı'ya da sert çıktı.
Fatih Altaylı geçtiğimiz gün yayınlanan yazısında Merdan Yanardağ'a yapılan eleştirilerin haksız olmadığını ifade ederek ve Yanardağ'ı Kadir Mısıroğlu'na benzeterek şunları yazmıştı.
 
Tele 1’de Merdan Yanardağ meslektaşımız Abdülhamit eleştirisinde dozu kaçırınca tepkilerin hedefi oldu.
 
Tepkiler haksız diyemeyeceğim.
 
Eleştiride ölçü kaçıp, hakarete dönüşünce, tepki de kaçınılmaz oluyor.
 
Hele hele Abdülhamit gibi bir kesimin bayraklaştırdığı birisi söz konusu olunca.
 
RTÜK’ün tarihindeki en hızlı tepkisi tabii ki biraz garip olmakla birlikte Merdan Yanardağ da haklı değil.
 
Abdülhamit, öyle aşağılanacak, hakaret edilecek bir hükümdar değildir.
 
33 senelik hükümranlığında, doğruları da vardır, yanlışları da.
 
Bazılarının iddia ettiği gibi tek karış toprak kaybetmemiş falan değildir.
 
Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu’nun Tarihin Arka Odası programında ve başka platformlarda da defalarca dile getirdiği gibi
İmparatorluğun en büyük toprak kayıplarından biri onun zamanında olmuştur.
 
Bardakçı bunu “1,5 milyon kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı” olarak tanımlar.
 
Erhan Afyoncu’ya göre Mısır’ın elden çıkması da onun dönemindedir.
 
Rusya, Abdülhamit döneminde Doğu’da Erzurum’a, Batı’da ise İstanbul’a kadar gelmiş, bugünkü Yeşilköy’e kadar dayanmıştı.
 
Dağılmakta olan ve güçsüz bir imparatorluğu 33 yıl idare etmek kolay iş değildi.
 
Şartlar nedeniyle aşırı vehimli ve baskıcıydı.
 
Osmanlı’nın son döneminin gördüğü en iyi, en modern idarecilerden biri olan Mithad Paşa’yı boğdurmuş muydu, boğdurmuştu!
 
Dindar görünür, aydınlara ve yöneticilere karşı baskıcı olmasına rağmen halka iyi davranırdı.
 
Özel yaşamında oldukça Batılı bir tarzı olmasına rağmen halka dindar ve sofu bir izlenim verdiği için ve geçici de olsa bir refah sağladığı için sevilirdi.
 
Belki de gelmiş geçmiş en zengin padişahtı.
 
Hazineyi Hassa dışında, şahsi mal varlığı da çok büyüktü.
 
Ticaret bilir ve severdi.
 
Yatırımları vardı. Şahsına ait geniş arazilere sahipti.
 
Tapu Kadastro kayıtlarına göre Abdülhamit’in Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu’da şahsına ait milyonlarca dönüme denk gelen 7 bin 756 adet tapusu vardı. Bunların 2 bin 369’u bugünkü Türkiye sınırları içindeydi.
 
Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Metin Hülagu’ya göre Alman, İngiliz, Amerikan ve Fransız bankalarında 250 milyon dolara denk gelen bir parası vardı.
 
Sonuç olarak Abdülhamit iyisiyle kötüsüyle zor bir dönemde, çok uzun süre tahtta oturan biridir.
 
Hataları kadar sevapları vardır.
 
Biz hakaret etmeden adam gibi eleştirmeyi beceremediğimiz için tarihimizi de doğru düzün öğrenemeyiz.
 
Bu abuk sabukluğun adı bazen Kadir Mısıroğlu olur, bazen Merdan Yanardağ.
 
 
MERDAN YANARDAĞ İSE FATİH ALTAYLI'YI CÜBBELİ AHMET HOCA'YA BENZETTİ!
 
Merdan Yanardağ ise tele1.com.tr'de yeniden başladığı köşer yazılarında Fatih Altaylı'da cevap verdi.
 
Yazısında Sultan Abdülhamit'in despot olduğuna dair fikirlerini anlatmayı sürdüren Yanardağ, Fatih Altaylı için ise şunları yazdı:
 
...
 
Oysa; zalimle mazlum, zorba ile mağdur, ezen ile ezilen, demokrasi ile diktatörlük, cehalet ile bilgi, küfür ile eleştiri, Ortaçağ rejimi ile modern cumhuriyet, dinci gericilik ile akıl ve bilim, tehdit ile nezaket, küfür ile eleştiri arasında orta yol yoktur. Böyle ikilemlerde her orta yolcu yaklaşım, son çözümlemede zorbalığın, küfrün, zalimliğin, despotluğun, cehaletin, gericiliğin, Ortaçağ’ın yanında yer almaktır. Fatih Altaylı’ya hayırlı olsun.
 
 
Sanki merkez medyaymış gibi davranan, utangaç yandaş Haber Türk’te yazmak zor zanaat… Ne diyelim; şarlatanlığın adı bazen Cübbeli Ahmet, bazen de Fatih Altaylı oluyor.
 
 
FATİH ALTAYLI DÜN DE MERDAN YANARDAĞ'I YAZDI!
 
Fatih Altaylı dünkü yazısında ise yine Merdan Yanardağ gakkındaki eleştirilerine devam etti.
 
Altaylı dün ise şunları yazmıştı:
 
Merdan Yanardağ’ı Kadir Mısırlıoğlu’na benzetince Yanardağ’ı seven okurlar “Olur mu öyle şey” dediler.
 
Hiç merak buyurmasınlar Kadir Mısıroğlu’nu sevenler de aynı şeyi söylemişlerdir, emin olabilirler.
 
Zaten mesele de burada.
 
Merdan elbette ki aklı başındalık açısından Kadir Mısıroğlu ile karşılaştırılamaz ama ağzından çıkanların çıkış biçimi ve yarattığı etki ve sonuç açısından birbirinin aynıdır ikisi de.
 
Elindeki bardağı yere atıp kıranla, doğru düzgün tutmadığı için düşürüp kıran arasında sonuç açısından ve bardak açısından hiçbir fark yoktur.
 
Bardak kırılmıştır.
 
Merdan Yanardağ’ın Abdülhamit’le ilgili sözlerin büyük bölümü tarihçilerin ittifakla doğru kabul ettiği şeylerdir.
 
Peki hangi akılda kalmıştır.
 
Hiçbiri.
 
Akılda kalan sadece ettiği hakarettir ve diğer söylediklerini tartışılmaz, konuşulmaz hale getirmiş, unutturmuştur.
 
Herkesi eleştirebiliriz, kimseye hakaret edemeyiz.
 
Hele hele geçmişe öyle veya böyle damga vurmuş bu insanlara.
 
Sen ettiğin anda diğerinin de hakaretine maruz kalırsın.
 
Tarihi gerçekler hakaretlerin altında yok olur gider.
 
 
MERDAN YANARDAĞ BİRGÜN'DEKİ YAZILARINA DA BAŞLADI!
 
Öte yandan; BirGün gazetesinin yazar kadrosuna da katılan Merdan Yanardağ, geçen Pazar günü ilk yazısını yazdı.
Yanardağ, BirgÜn'deki ilk yazısında da; Sultan Abdülhamit hakkındaki sözleri nedeniyle gelen eleştirilere yer verdi. Yanardağ, yazısında; geçen hafta Meclis’ten oy birliğiyle geçen 'Yassıada Yasası'na da yer verdi.
 
Merdan Yanardağ'ın yazısı şöyle:
 
BirGün gazetesindeki bu ilk yazımda, geçen hafta Meclis’ten oy birliğiyle geçen “Yassıada Yasası” nedeniyle, 27 Mayıs konusunu yazmayı planlamıştım. CHP ve HDP’nin de oy verdiği yasa tasarısı ile sadece Adnan Merderes ve arkadaşları için verilen idam kararları “yok hükmünde” sayılmadı, Marmara ortasındaki bu adada yapılan yargılamalar ve verilen cezalar ortadan kaldırıldı. Bunlar arasında, kanıtlarıyla ortaya konulmuş insanlığa karşı işlenen suçlar da vardı.
 
Bu konuyu yazmak istiyordum, çünkü 27 Mayıs 1960 müdahalesi ya da ihtilaline ilişkin tartışma, bana göre, Türkiye solunun 12 Eylül 1980 darbesinyle girdiği yeni dönemde aldığı ilk ideolojik yenilgidir. Bu çizgide sağlam durulamadığı için diğer yenilgiler de arkasından geldi. Bu nedenle, yeniden ideolojik ve entelektüel inisiyatifi ele geçirmek, dahası kültürel bir hegemonya kurmak için -ki siyasal hegemonyaya giden yoldur bu- yenildiğimiz alana geri dönmek gerekiyor. Tıpkı, “yiğit düştüğü yerden kalkar” şeklindeki ünlü halk deyiminde olduğu gibi.
Aynı konuda kalmaya (27 Mayıs) karar verdim. Ve fakat, önce güncel bir gelimeye değinmek ve olan biteni kısaca da olsa anlatarak bir ön değerlendirme yapmak isterim. Şöyle;
 
Hafta sonuna doğru, benim TELE 1 Televizyonundaki programda Osmanlının en baskıcı ve despot padişahlarından biri olan, İsdibdat Rejimi’nin (buna feodal faşizm diyebiliriz) kurucusu Abdülhamit’e yönelik eleştirilerim üzerine, yaygın bir gerici saldırı başlatılınca, acaba konuyu değiştirmeli miyim diye döşündüm. Küfürler, ölüm tehditleri yağıyordu. Programın üzerinden (25 Haziran Perşembe günü 20.00’de ekrana gelmişti) daha birkaç saat geçmeden, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin gece yarısı 02.13’te sosyal medya üzerinden (Twitter) bir mesaj yayınlayarak, bana karşı saldırgan bir ifadeyle TELE 1 hakkında “inceleme” başlatıldığını duyurdu.
 
Acak, tehditler, küfürler ve saldırılar karşısında geri adım atmadık. Gerici-faşizan zorbalığa boyun eğmedik. Sonuçta saldırıları püskürttük, atmosfer değişti, inisiyatif bize geçti. Çünkü, dinci hareketin tarihsel ve ideolojik bir referans kaynağı olarak aldığı Abdülhamit’i savunmak çok zordu. Yalan ve küfürle ancak birkaç saat idare edebildiler.
 
Deyim uygunsa böyle bir “karşı saldırı” beklemiyorlardı. Son yıllarda alıştıkları gibi, saldırdıkları, iktidarın zor aygıtlarıyla tehdit ettikleri insanların geri çekileceğini sanıyorlardı. Ezberleri bozuldu. Geriye küfür ve tehditler kaldı. Bu durumun önemli bir deneyim ve ders olduğunu düşünüyorum.
 
Diğer taraftan bu tartışma önemlidir. Çünkü Türkiye, bir anlamda tam da bu tartışmanın ima ettiği bir kavşakta bekliyor. Ülke, ya Abdülhamit’in temsil ettiği yöne ya da Osmanlı-Cumhuriyet aydınlanma hareketinin işaret ettiği yola girecek. Toplum, yüz yıl sonra yeniden böyle bir terihcihle karşı karşıya bulunuyor. Nedeni basit; yarım kalan her devrim, kendi mezar kazıcılarını yaratır.
 
27 MAYIS DARBE Mİ DEVRİM Mİ?
 
Geçen hafta neredeyse bütün yandaş gazete ve televizyon kanallarında bir yas vardı. Öyle ki, 27 Mayıs 1960 "darbesi" nin yıldönümü adeta bir "milli matem" havasında anılıyordu. Televizyonlarda programlar yapılıyor, siyah-beyaz görüntülerden hazırlanan klipler dönüyor, yazı dizileri yayınlanıyordu. Sağlı sollu liberaller, her soydan gericiler, sağcılar ve faşistler büyük bir iştihayla konuşuyor, konuşuyordu.
 
 
twitter takip