Sibel Doğu

Sefirin Kızı'nda 'Selvi Boylum Al Yazmalım' benzerliği! İzleyici ikiye bölündü! Sancar mı Gediz mi?

Star TV'nin başlaması uzun zamandır heyecan ve hevesle beklenen dizisi 'Sefirin Kızı' Aralık ayında sonunda izleyici karşısına çıktı sonunda. İlk 3 bölümü geride bırakan ve iki haftadır yılbaşı arası nedeniyle yeni bölümü yayınlanmayan diziyi yorumlamak için bende bu arayı bekledim. Hikayeyi ve karakterleri biraz izleyip, az çok gidişatı anlayacak zamanı tanımak ve ilk bölümden ne senaryoya haksızlık yapmak ne de göklere çıkartmak istemediğim için ilk bölümden yazmak istememiştim. 3 bölüm geride kaldığına göre; artık hikayenin artıları-eksileri ortaya çıkmış, gidişat belli olmuştur. Artık kafamızda dizi ile ilgili belli bir düşünce oluştu. Hikaye ile ilgili net cümleler kurabilmemiz artık daha kolay olduğu için ben de geçtim bilgisayarımın başına.Dizi henüz başlamadan önce yazdığım yazımda; Engin Akyürek ve Neslihan Atagül'ü başarılı performanslarına rağmen yan yana biraz uyumsuz bulduğumu söylemiştim. Diziyi izledikçe, gözümüz bir şekilde her şeye alıştığı için ben de bu ikiliye alıştım aslında ama Neslihan Atagül'ün hala Engin Akyürek'in karşısında fazla çıtı pıtı kaldığını ve küçük göründüğünü, bu nedenle de o tutkulu aşkın biraz inandırıcılıktan uzak geldiğini düşünmüyor değilim. Fakat, yapacak bir şey yok elbette. Neslihan Atagül, fiziki yapısı gereği minyon duruyor ve hala tatlı genç kız havasını koruyor. Hatta; makyajını azaltıp, kot pantolon- kazak giyse saçlarını da örse sanki Yaprak Dökümü'ndeki haline dönüverecek gibi duruyor. Bu da müdahale edilebilecek bir durum değil. Neyse ki; performansı ile bu durumu kapatıyor. Ama yine de "Bu sahnede ciğerimi bıraktım", "Oynamamış yaşamış" gibi derinden etkilendiğim şeklinde yorumlar yapamayacağım. Zira, bu tarz abartılı ve ilahlaştıran yorumları oldum olası gereksiz bulmuşumdur. Diziye yakıştırsam da, Neslihan'ın performansı Kara Sevda'dan bu yana o kadar abartılı değil standart gelmiştir bana. Yayınlandığı dönem ilgiyle takip ettiğim ve sevdiğim diziler arasında benim için ayrı bir yere sahip olan Kara Para Aşk'dan sonraki(senaryosu 2. sezonun ortasından itibaren heyacanını kaybedip vasatlaştığı için şuan pek iyi anmasam da) dizisi 'Ölene Kadar' kısa ömürlü olan Engin Akyürek ise sinema projelerinden sonra bu diziyle döndü ekranlara. Ama açıkçası; oyunculuk performansı başarılı olsa da, senaryonun klişeliğinden olsa gerek, onda da daha önce canlandırdığı karakterlerden farklı bir performans göremedim. Üstüne üstlük; ben de birçok izleyici gibi, Sancarcı değil Gedizci olduğum için bu klişe senaryonun artık mazide kalması gereken tutucu zihniyetteki karakterini sememedim. Zira; artık bu tarz maço karakterlere delikanlı değil baya baya kıro ya da hödük diyoruz. Delikanlılık, kadını dinlemeyip, inanmayıp kendi erkeklik gururu uğruna hırpalamak değildir.Aslında; dizinin senaryosunun bu kadar klişe olmasını, genelekselcilik adı altında alttan alta yobaz ve geri kafalı bir zihniyetin var olduğu böyle bir hikayeyi sevemedim bile diyebilirim. Hatta, dizinin ana temasında tecavüze uğramış ama bunu kanıtlayamayan bir kadın ve bu kadının bekaretinin olmasını sevememeyi bırak kızgınım demek daha doğru olur herhalde. Artık kadınların aşağalandığı, kendisini ispat edemediği daha doğrusu ispat etmek zorunda imiş gibi gösterildiği bu senaryoların olmasını ben de diziye tepki gösteren her izleyici gibi istemiyorum. Ben dizinin fragmanlarını izledikçe konusu daha sağlam, daha aksiyonlu, geçmişte daha büyük ve gizemli sırların olduğu bir hikaye hayal etmiş ve meraklanmıştım ama işin içinden çıka çıka kadınları aşalayan tecavüz ve bekaret konusunun çıkması beni hayal kırıklığına uğrattı. Diziden ve hikayeden beklentimi de karşılamadı. Senaryo bu haliyle çok daha basit ve klişe olmuş. Hatta; senaryosunu 'Sen Anlat Karadeniz'in ilk senaristlerinin yazdığı dizi, konu olarak yine bu dizi gibi kadına şiddeti esas mesela yapıp, şiddetin bir başka versiyonunu anlattığı için benim için basitlik anlamında ondan farkı yok bile diyebilirim. Engin Akyürek ve Neslihan Atagül'ü de bu kadar klişe ve basit içerikli bir senaryonun içinde görmeyi yakıştıramadığım için özellikle Sancar karakterine ısınamadım. İkisinin de, biraz daha kaliteli senaryoların içinde yer almayı hak ettiklerini düşünüyorum. Bir de; 2020 senesine girdiğimiz şu zaman diliminde dizide anlatıldığı gibi destan misali anlatılacak aşkların eskidiğini, bu destan laflarının diziyi 1920'ler kafasında bıraktığını düşünüyorum. O dönemleri küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın. Bu dönemde bu zihniyetteki senaryonun eskimiş kaldığını anlatmak istiyorum. Dizi belki dönem hikayesi olsaydı o zaman bu kadar manasız bulmazdım ama Nare'nin kuş olup uçtuğu gibi rivayetlerin ortalarda gezmesi bana komik bile geldi açıkçası. Bunlar olsa olsa çok eskiden babaanne ya da anneannelerin genç nesle anlattığı masallar olur herhalde. (Ki o masallar bile anlatılmıyor artık) Konusu 2020'de geçen bir dizi senaryosuna bunu eklemek, üstüne üstlük bir de gelenek-göreneklerine çok bağlı neredeyse aşiret kafasında yaşayan karakterler yapmak, bir de çocuklarının hayatlarını kendi istediği gibi yöneteceğini zanneden, son derece sinir bozucu, despot bir anne karakteriyle bunu süslemek aslında diziyi izleme değil izlememe sebebi gibi olmuş. Bir de; evde telaşla gezinip her duyduğuna heyecan içinde feveran ederek tepki veren büyük gelin Elvan karakteri beni sıkmadı değil. Eğlenceli, sevecen, tatlı, cıvıl cıvıl bir karakter yaratalım demişler ama bu kadar çok konuşup, her olaya heyecanlanıp, bas bas bağırmasına da gerek yok. Çok abartı duruyor.Neyse; Sancar'a dönecek olursak.. Saydığım nedenlerden dolayı bu kadar sevemediğim Sancar rolüne de, Engin Akyürek gibi sevdiğim ve kaliteli bulduğum oyuncuyu yakıştıramadım açıkçası. 3 bölüm boyunca Sancar'ı haklı bulduğum sadece birkaç nokta oldu. Nare'nin, Melek'in korktuğunda kitlenip kaldığı gibi önemli bir sağlık sorununu kızını verirken Sancar'a söylemeyip üstüne üstlük bir de "Babalığın kullanma kılavuzu yok" gibi saçma bir cümle kurarak kafa tutması saçmaydı mesela. Çocuğu teslim ediyorsan, onunla ilgili en ufak bir ayrıntıyı bile bildirmek zorundasın. Sonuçta, karşındaki insan bu durumla alakalı hiçbir şey bilmiyor. Ve bunu o insan için değil çocuğun için yapmalısın. Buna Nare'nin Melek'in kendi babasının nüfusunda olduğunu söylemeden intihara kalkışması da dahildi. Madem; kızını bırakıp ölmeyi göze alıyorsun, arkandan yaşanabilecekler hakkında karşındakini uyarman gerekiyor. Bundan başka; Nare'nin katil olmadığını öğrenince Melek'i hemen geri almaya kalkışması konusunda da Sancar'a hak vermedim değil. Kızından ayrılmayı elbette hak etmiyor ve Sancar'ın kabalığının yanında, tabi ki Nare haklı ama bu iş de çocuk oyuncağı değil. Yıllar sonra bir kızı olduğunu öğrenen Sancar da, despot ve geri kafalı bir adam olmasına rağmen en azından babalık yapmayı başaracak gibi görünüyor. Bu hakkını elinden almak haksızlık olabilir. Ama "Nare buraya yerleşirim, sen de kızını ne zaman istersen görürsün" gibi mantıklı bir çözüm ortaya koyarken, Sancar bu fikre yine kabaca cevap vererek geçimsiz ve sevilmeyecek bir adam olduğu gerçeğini ortaya koydu. Ama buna rağmen; "Çocuğu sana verdim, geri istemeyeceğim" dediğinin ertesi günü "Kızımı geri alacağım" deyince ben de Sancar gibi "Çocuk oyuncağı mı bu" demedim değil yani. Aslında bu kadar olumsuz eleştirmeme ve kızmama rağmen; Sancar'ın aldatıldığını zannetmesini de az biraz anlıyorum. Çünkü; Nare'nin elinde bir kanıt yok ve gerçeği söylemek için evlendikleri geceyi beklemesi de biraz geç olmuş. (Tecavüze uğrar uğramaz bir doktor raporu alıp öyle söylemeyi alıp edemeyecek kadar saf bir kadın da değil aslında) Bu durumun Sancar için de, bir şok olduğunu kabul ediyor ama yine de Sancar'ı haklı bulamıyorum. Sonuçta gerçekten aldatılmış olsa dahi bu ona bir kadını bu kadar itip kakma hakkını vermez. Dolayısıyla; yıllardır sevdiği kadına karşı bu kadar duyarsız olan ve onan inanmayan Sancar'ın (Montenegro'ya gidip Akın'ın tuzağına düşse bile) baş karakter olup aşkından destan yazılacak bir adam gibi gösterilmesine ben de bir çok izleyici tepki gösteriyorum.Dizide; Sancar bu kadar sığ kafalı, modernlikten uzak hatta tabiri caizse hödük yazılınca ve karşısında da efendi, kibar, mülayim, naif bir karakter olunca izleyiciler de ikiye bölündü. Dizi yayına gireli daha 3 bölüm olmasına rağmen Gediz mi- Sancar mı tartışmaları yapılıyor. Dizi, izleyicilere Nare ile Sancar aşkı vaad ettiği ve Engin Akyürek senaryo değiştirilerek ikinci plana atılamayacak kadar adı markalaşmış bir oyuncu olduğu için ilerleyen bölümlerde yine bu iki karakterin aşkını izleyeceğimiz kesin ama ben de Gediz diyen izleyicilere hak veriyorum. Yine Star TV'de yayınlanan 'Çocuk' dizisinden söz ettiğim önceki yazılarımdan bir tanesinde de dediğim gibi; kadına şiddet uygulamış, hırpalamış, ruhen çökertmiş adamları affedilir, ikinci bir şans verilebilir, yeniden aşk yaşanabilir gibi gösterilmesinin yanlış örnek olduğunu düşünüyorum. (Ya da atv ekranlarında yayınlanan ve oldukça büyük bir kitle tarafından takip edilen Hercai dizisinde olduğu gibi. İntikam uğruna bir kadını kullanmaktan, ona zarar vermekten çekinmeyen, o kadını ortada bırakınca intikamını aldım diye gezinen bir zihniyetle senaryo yazılması da sonrasında o kadının kendisine bunu yapan adamla büyük bir aşk yaşıyor sahnelerinin yazılması da aynı oranda mantıksızdı. Artık, kadınların kendilerine bu kadar zarar veren adamların aşkından yanıp tutuştukları gibi basit hatta biraz daha ileri giderek rezil senaryolar görmeyi ben şahsen kaldıramıyorum) Zira; kadınlar bu tarz adamlardan olabildiğince uzak durmalı. O adam hatasını anlayıp, pişmanlıktan kıvransa bile... Sancar şimdi Nare'nin aslında doğruyu söylediğini anlayıp, istediği kadar pişman olsun, Nare'nin senelerdir yaşadığı hiçbir acının telafisi olamaz. Onların aşkı da destan olmaya devam edemez. Zaten Sancar gibi adamlar destana yakışacak adamlar gibi de gösterilmemeli. Üstüne üstlük; bu şiddet uygulamış, kadına zarar vermiş erkeklerin karşısındaki diğer erkek karakterin de sırf biz diğerini haklı bulalım diye ilk bölümlerdeki iyi ve mülayim halinden şeytana çevrilmesinin mantıksızlığını aynı şekilde belirteyim. Sancar uğruna Gediz'e ilerleyen bölümlerde hangi kötülükleri yaptıracaklarını düşününce şimdiden bir sinirlenmiyor ve merak etmiyor değilim. Hatta; Sancar'ın karısı Menekşe'yi şimdiden bu kadar sinsi, kötü, içten pazarlıklı göstererek sırf Nare ile Sancar'ın ilerideki ilişkisini haklı göstermek için harcamaya başladılar bile. Yoksa; evlendiği gece kocasının eski sevgilisinden bir çocuğu olduğunun ortaya çıkması ve kocasının henüz yanında uyumadan kendisine bu kadar aksi davranması Menekşe için üzücü bir durum. Ve bu kadın da, sinsiliğine rağmen haklı. Sancar onunla evlenerek bir aile olacağına dair umut verdi sonuçta. Evli olan Sancar'ın eski sevgilisinin hayatına, bir ilişkisinin olma ihtimaline bu kadar karışma zihniyetine de ayrıca değinmiyorum. Sancar'a kızma nedenlerim arasında bir ayrımcı tutumu da var.Ama; Sancar ile Gediz'in birbirinin can dostu olması pürüzünü de görmeden geçmek istemiyorum. Sancar'ın bu olumsuz özellikleri, en yakın arkadaşının onun çocuğunun annesi olan eski sevgilisi ile bir ilişki yaşamasını mantıklı kılmaz. Hatta bu da bir çeşit arkadaşa atılan kazık olur. Burada, keşke Sancar ve Gediz sadece basit bir iş ortağı olsalarmış, bu kadar yakın arkadaşlığa gerek yokmuş diye düşünmedim değil ama anlaşılan senarist ortalığı daha fazla kızıştırmak için bu yöntemi seçmiş. Sancar ve Gediz'in arkadaş olduklarını unutup ikisini de birer dizi karakteri olarak düşündüğümüzde mantıklı olanın Gediz gibi bir karakterle beraber olmak olduğu zaten çok açık ama hoyrat karakterin priminin daha yüksek olduğu da bir gerçek. Sosyal medyada denk geldiğim bazı yorumlarda dikkat ettim de, bazı izleyiciler Sancar, Nare ve Gediz aşk üçgenini Türk sinamasının efsane filmi 'Selvi Boylum Al Yazmalım' ile bağdaştırmış. Hatırlanacağı üzere; filmin sonunda Asya içindeki aşka rağmen onu üzen İlyas'ı değil, kendisine ve çocuğuna sahip çıkan, emek veren, sevgi besleyen Cemşit'i seçiyordu. Dizinin sonunun bu şekilde olmasını isteyen ve bunun bir farkındalık olacağını belirten izleyicilere ben de katılıyorum. Ama bu dizinin hikayesinin Sancar ile olacağı da çok belli. O nedenle o unutulmaz ve naif "Sevgi neydi. Sevgi emekti" sözü günümüzün hoyrat hikayelerinde geçerli olmayacak ve senaryolarımız yıkıp dökmeye devam edeceklerdir diye düşünüyorum.Son olarak; reytinglere değinecek olursak... Tüm bu klişe konusuna -hatta Sancar ile Sefir Bey'e 'bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı' temalı yeşilçam repliklerini akıllara getirecek sahneler yazacak kadar klişe- rağmen iyi bir reyting grafiği yakalayıp Çukur'u bile geride bırakan 'Sefirin Kızı' sezonu Çukur'la çekişe çekişe bazen geçip, bazen gerisinde kalarak (çoğunluka geçecektir bence. Zira artık 3. sezonunda olan Çukur'un hikayesi de tıkandı. Yeni karakterler de bir yere kadar sürükler)tamamlar yüksek ihtimal. Ama bu kadar klişe bir konusu olan dizinin de iki sezondan fazla devam edeceğine çok ihtimal vermiyorum açıkçası. Dizi dünyasında tahminler her zaman tutmaz ve dengelerin nasıl değişeceği belli olmaz tabi ama dizilerin de sadece iddialı oyuncularla dönmeyeceği bir gerçek. Bu klişe senaryo illa ki, yakın gelecekte bir yerde tökezleyecek ve tıkanacaktır. O nedenle olsa olsa 2 sezon gidecek bir dizi gibi duruyor. Aslında; çok iddialı dizilerin bile yarım sezonda harcandığı bir dönemde 2 sezon başarılı bir süre. Hatta, bu belki bu iyi niyetli bir tahmin bile olabilir. Artık o kadarını da beraber izleyip göreceğiz.