Sibel Doğu

Şiddet içkiden daha tehlikeli! Bu diziler yayından kaldırılmalı!

Hepinize yeniden merhabalar sevgili Medya Koridoru okuyucuları...Kısa bir tanışma yazısının ardından yaz aylarında askıya aldığım dizi dünyası yazılarıma yeni sezonun başlamasıyla bu haftadan itibaren kaldığım yerden devam ediyorum. Yaz ekranı beni çok sarmayınca yazılarıma ara vermiştim, yeni sezonun başlayıp ekranın hareketlenmesiyle dizi yorumları yazılarımla sizlerle artık daha sık buluşmayı hedefliyorum. Dizi dünyasının bana iyi malzeme çıkaracağını düşünerek sizlerle sık sık buluşmak için bir heyecan yaşıyorum diyebilirim. Ancak bugünkü yazımda bir dizi yorumundan çok uzun zamandır çokça tartışılan başka bir konuya değinmek istiyorum. Malumunuz, son yıllarda arka arkaya gelen haberlerle canımızı çok yakan bir konu var. Kadına karşı şiddet ve kadın cinayetleri. Her gün haberlerde o kadar çok şiddet gören ve öldürülen kadın haberleri okuyoruz ki, artık bu kadınların isimlerini listelere sığdıramaz olduk. Özgecan Aslan, Şule Çet ve son olarak Emine Bulut olayları kamuoyu farkındalığı yüksek olduğu ve yaşanan vahşetin boyutunu daha net bir şekilde gözler önüne serdiği için bu konuda sembol isimler oldular ancak onların yaşadıklarını yaşayan ve adını duymadığımız nice kadınların var olduğunu bilmek daha çok canımızı yakıyor. Yasaların koruyamadığı, kanunların katillerine iyi hal ya da tahrik indirimi verdiği kadınlar aramızdan birer birer yok olurken uygulanan bu şiddeti körükleyen dizilerin varlığı da bir kez daha kamuoyunun gündemine oturdu ve tartışmaya açıldı. İnsanlar tartışıyor. Gerçekten bu diziler izleyicileri olumsuz etkileyip şiddete yönlendiriyor mu? Ya da dizilerin bu konuda ne kadar payı var? Tüm suçu elbette dizilere yükleyemeyiz ancak etkisini de inkar edemeyiz. Hem bir izleyici hem de çaylak bir TV eleştirmeni olarak benim şahsi fikrime göre; içinde şiddet barındıran her dizinin toplumun ulaştığı bu cinnetlik seviyesinde bir payı var. Her akşam ekran karşısına geçip saatlerimizi tüketmemize neden olan bu diziler bir şekilde bilinç altımıza işliyor. İnternetin de yaygınlaşmasıyla sürekli gözümüzün önünde olan bu dizilere devamlı maruz kalınca izlediğimiz sahnelerin davranışlarımızı etkilemesinden daha normal bir şey de olamaz herhalde. Bu dizileri henüz olgunluk yaşına gelmemiş, yetişme çağındaki çocukların izlediğini de hesaba katarsak şiddet meraklısı insanların neden her geçen gün çoğaldığını belki biraz daha iyi anlayabiliriz. Şiddeti bu kadar sık uygulayarak normalleştiren ve sıradan bir eylem olarak sayan dizi sahneleri az önce de belirttiğim gibi bunu biz izleyicilerin de beyinlerine işliyor ve bizler de farkında olmadan şiddet uygulayan bireyler haline dönüşüyoruz. Ülkemizde bilinçli olmayan ve futbol maçı izler gibi dizi karakterini savunan bir izleyici kitlesinin varlığı da düşünülünce sorun daha da büyüyor. Çünkü, izlediğine kurgudan ibaret bir diziden çok gerçek gibi tepki veren izleyenlerin davranışlarının etkilenmesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de bu. İzlediğinden gereğinden fazla etkilendiği için onun kendi davranışlarını değiştirmesine izleyici farkında olmadan kendisi izin veriyor. Zaten en büyük sorun da bu dizilerin karşısında gereğinden çok zaman geçiriyor olmamız galiba. Şimdi gelelim bunların hangi diziler olduğuna... Hepimizin tahmin edeceği gibi özellikle kadına karşı şiddet denilince aklımıza ilk gelen dizi 'Sen Anlat Karadeniz' oluyor. Üç sezondur atv ekranlarında yayınlanan 'Sen Anlat Karadeniz' sanırım şimdiye kadar bir kadına uygulanan şiddeti bu kadar açık seçik sahnelerle ekrana getiren ilk yapım oldu. Daha ilk bölümünde yer alan parmak kırma sahnesiyle gündeme oturan dizi devamında gelen işkence odası, tecavüzler, fiziksel ve takıntılı psikopat karakter tarafından ana karaktere verilen cezalar üzerinden psikolojik şiddet sahneleriyle şiddetin her ayrıntısına tanık etti bizleri. Hatta şu sıralarda diziden ölerek ayrılan bu kötü, psikopat karakterin yerine daha da fenası geldi ve izleyici "Vedat'ı özleyeceğim aklıma gelmezdi" gibi yorumlar yapıyor. Şiddet sahnelerine gelen eleştirilere karşı ise "Biz bu durumdaki kadınların sesi oluyor ve onlara bir kaçış yolu olduğuna dair umut aşılıyoruz. Farkındalık yaratıyoruz" açıklamasını yapan yapımcı firma bazı izleyicilerini buna inandırdı ve diziyi bu şekilde savunan izleyiciler de var ancak dizi hala haklı olarak tepkilerin hedefindeki yerini koruyor. Hatta yapımcı Osman Sınav geçtiğimiz günlerde "Kimsenin boğazını kesmedik. İki tane parmak kırdık" gibi bir açıklamayla dizisini savunmaya çalışırken "özrü kabahatinden büyük" dediğimiz olaya imza attı. Bazı izleyiciler bu şiddet gören kadınların sesi olma ya da onlara yol gösterme bahanesine inansa da şiddetle mücadelenin diziler yoluyla yapılacağına inanmayan birisi olarak ben de bu dizinin ekranlardaki varlığını sorguluyorum. Şiddetle mücadeleye destek olmak isteyen dizilerin de şiddet içeren sahneler yerine şiddeti uygulamadan eleştiren karakterler üzerinden bunu yapmalarının daha faydalı olacağına inanıyorum. İzleyicileri her akşam kendisine bu kadar bağlayan ve hayatımızın bir parçası haline gelen diziler bizi bu kadar etkilediğine göre gösterdiği sahnelere ve verdiği mesajlara da dikkat etmeli. Toplumsal olaylara duyarlılık gösterip önemli konularda mesajlar vermek isteyebilir ama bunun arkasına sığınıp farkındalık yaratıyor gibi görünüp yanlış sahneler ekrana getirmemeli. Bunun adı her şeyden önce izleyiciyi kandırmaktır. Beyaz camdan bu kadar etkilendiğimiz bu çağda şiddet sahnelerine yer vermemek yok saymak değil şiddete direnmek demek demektir bana göre. Şiddete yer vermek de mücadele değil çanak tutmak. Bunun böyle olduğunu söz konusu dizinin RTÜK'e en çok şikayet edilen dizi olmasından ve küçük bir çocuğun "Bu diziyi yayından kaldırın. Babam da anneme orada gördüklerini yapıyor" demesinden de anlayabiliriz herhalde. Buna rağmen bu dizinin ceza almadan yayın hayatına devam etmesini ya da şikayet edilen dizinin bu dizi olduğunun inkar edilmesini herhalde hükümete yakın bir kanalda yayınlanıyor olmasına bağlayabiliriz. Ayrıca, bu dizileri yapan yapımcıların da tek derdinin reyting ve dolayısıyla para olduğuna inandığım için ezilen kadınların sesini duyurmak için bir çabaları olduğuna çok da inanmıyor, bunları sadece toplumda duyarlı görünmek adına söylediklerini düşünüyorum. Şiddetle mücadelede iş yine sivil toplum kuruluşlarına ve duyarlı insanlara düşüyor. Tabi ki, şiddet uygulayan erkeklere karşı gerekli cezaları vermesi gereken mahkemeler, gerekli işlemi uygulaması gereken emniyet, konuya gerekli hassasiyeti göstermesi gereken siyasi yetkililerden sonra... Bununla birlikte şiddet konusunda suçlu olarak sadece Sen Anlat Karadeniz'i görüp onu tek günah keçisi yapmamız da doğru olmaz.En bariz örnek olarak gözümüze çarpan Sen Anlat Karadeniz'den sonra aklıma gelen diğer örnekler 'Çukur' ve 'Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'... Bir dönemin fenomen mafya dizisi 'Kurtlar Vadisi'nin yerini tutan bu dizilerin ana ekseninde kadına şiddet olmasa da yine şiddetin bir türünü barındırdıkları için suçlu olan yapımlar arasında bulundukları kanatindeyim. Böyle düşünen bir çok izleyicinin olduğuna da bazı yorumlarda denk geldim. Çatışmaların eksik olmadığı ve her bölüm bir dolu insanın öldüğü bu diziler yazımın başında belirttiğim gibi şiddeti göre göre beyinlerimizde normalleştirmemize neden oluyor. Ama tabi bu dizilerde fiziksel olarak kadına şiddet olmasa da kadını ikinci planda yani kocasının gerisinde durması gereken bireyler olarak yansıttıklarını da düşünürsek yine genel şiddetin yanında kadına psikolojik şiddet uyguluyor diyebiliriz rahatlıkla. Bu nedenle RTÜK'ün dizilerdeki uygunsuz ilişki ve öpüşme sahnelerine gösterdiği hassasiyeti şiddet sahnelerine de göstermesini, içki ve sigara blurlamak yerine silahlı sahnelere yada kadınların dayak yediği sahnelere ceza vermesini hatta bu tarz dizileri yayından kaldırmasını bekliyorum kendi adıma. Hatta ilk olarak şiddet içerikli bu mafya dizilerini sorgulayıp ele almasını bekliyorum. Zira, şiddetin öpüşmekten ya da içki içmekten daha tehlikeli olduğu kanısındayım. Kısacası; kadın cinayetlerine giden yolda üzerine düşeni yapmak için yasaları düzenlemesi gereken devlet RTÜK yoluyla da şiddet içerikli sahnelere el atmalı. Zira evet aile içi uygunsuz ilişkilerin anlatıldığı yapımlar da kötü örnek oluyor ancak şiddet daha öncelikli ve büyük bir sorun.