Yiğit Güralp
Yaratıcı Yapımcı, Yazar

Televizyon ve Sinemada: Yıldız Kenter

1980lerin sonunda annem, geçimimizi sağlamak için ilkokul öğretmenim Sevim Çakır’ın torununa bakıyor. Okuldan çıkınca yanına gidiyorum. Akşam işi bitince ana oğul Bakırköy İncirli’nin arka sokaklarından ana caddeye çıkarak sahildeki evimize doğru uzunca bir yolu yürüyoruz. Bu akşamlardan birinde eski bir konağın önünde bir kalabalık fark ediyoruz. “Kenterler film çekiyor” deniyor. Ülkedeki sanatçıların büyük çoğunluğunun yaşadığı, aynı zamanda bir sinemalar semti olan doğup büyüdüğüm Bakırköy’de her gün pek çok yıldız görüyoruz ama Yıldız Kenter’i yakından ilk kez görüyoruz. Bu benim bir film setini ve konakta gece vakti gündüz etkisi yaratan dev set ışıklarını da ilk görüşüm oluyor. Sahne yeniden defalarca tekrarlanıyor. Yolun kenarında sessiz olması tembihlenen kalabalığın içinde olanı biteni ilgiyle izliyorum. Dünyamız içinde ayrı bir dünya kurulduğunu görüyorum ve bu dünyada görevli insanların bir tür uzaylı olduğuna kanaat getiriyorum. Kulak misafiri olduğum kadarıyla Kenter Tiyatrosu Oyuncuları, TRT için “Uğurlugiller” adlı bir dizi hazırlıyor. Annem “Uğurlugiller”i duyunca gülümsüyor. O akşam eve dönerken annem, çocukluğundaki radyo günlerini anlatıyor. Televizyon yok. Yıl 1961. Annem neredeyse benim kadar, tam 11 yaşında. “Uğurlugiller” radyo tiyatrosu olarak mikrofondan tam 17 yıl boyunca sesleniyor Türk insanına. Bu 17 yıl boyunca annem evleniyor, 1971’de abim, 1977’de ben doğuyorum. Tüm bunlar masal gibi geliyor. Dizi yayınlandığında Kenterleri daha yakından tanıyorum. Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü çiftinin “Kuruntu Ailesi”, Tekin Akmansoy ve arkadaşlarının “Kaynanalar”ı gibi “Uğurlugiller” de bize annemlerin, babamlarının jenerasyonundan miras, birer ustalar geçidi olarak sunuluyor. Bu nasıl kuşaklar arası bir bağ ise bizi de kolayca yakalıyor, sıkılmadan izliyoruz. Bugün TRT Arşiv’de izleyebileceğiniz Uğurlugiller ve Yıldız Kenter’in oyunculuğuyla ilk tanışmam Televizyon sayesinde işte böyle oluyor. Bundan 15 yıl kadar sonra, Böcek Yapım’a ilk senaryo deneyimim olan bir TV dizisi yazıyorum. Dizideki Mutena karakteri için Yıldız Hanım’a da senaryo gönderiliyor. Yıldız Hanım “bu senaryoyu bir erkeğin yazdığına emin miyiz, kadınları bu kadar iyi tanıyan bir kaleme ender rastlıyoruz” diyerek, beni çok mutlu eden bir haber yoluyor. Yıldız Kenter ile tanışmanın ve çalışmanın kıyısından döndüğümüz, ismini Edip Cansever’in “Funda Oteli” adlı şiirinden alan bu Bozcaada dizisi, TRT’deki dönemin aracılarının bütçenin önemli bir kısmını avanta olarak talep etmelerinden dolayı hayata geçemiyor. Her şeyden çok, ilk senaryo denememde bir büyük Yıldız’la çalışma şansını kaybediyorum. Tiyatroya olan aşkı ve sadakatinin kıyısında, televizyon ile daima mesafeli ve seçkin bir birlikteliği olan Yıldız Kenter’in, pek dillendirilmeyen, ara sıra yine TV’de yayınlandığında farkında olduğumuz, sayıları 20’yi bulan bir de sinema yolculuğu var. 1951’de henüz 23 yaşında “Vatan İçin” filminde başrol oynayarak başladığı sinema macerası, uzunca bir aranın ardından 1964’de İzzet Günay ile başrolü paylaştıkları “Ağaçlar Ayakta Ölür” ile devam ediyor. Bu noktada ilginç bir detay var. Bu filmden başlayarak diğer tüm sinema filmlerinde Yıldız Kenter’i daima yaşından iki kat büyük bir anneyi hatta bir nineyi canlandırırken görüyoruz. Örneğin 1960’larda Yıldız Hanım sadece 30’lu yaşlarında. Ama 30 yaşındayken de 40 yaşındayken de, 60-70 yaşındaki kadınları canlandırıyor. Ve seyirciyi buna yüzde yüz ikna ediyor. Televizyonda koca koca adamların, kadınların, liseli oğlanları, kızları canlandırdığına pek sık şahit oluyoruz ama sinemamızda kendi yaşından iki kat büyük rollerin ağırlığını gencecik yaşlarda böyle uzun süre başarıyla taşıyan başka bir örneği pek anımsayamıyorum. Yıldız Kenter; 1966’da “İsyancılar”da Göksel Arsoy’la, “Pembe Kadın”da Ekrem Bora ile, 1971’de Lütfi Akad’ın “Anneler ve Kızları”nda, yeniden İzzet Günay, Neşe Karaböcek ve Bahri Beyat ile, 1974’de “Kızım Ayşe”de ve 1975’de “Bir Ana Bir Kız”da Necla Nazır, 1983’de “Zulüm”de Orhan Gencebay ile başrolleri paylaşıyor. 30’lu yaşlarından, 79 yaşında Mahsun Kırmızıgül’ün ilk yönetmenlik denemesi olan 2007’deki “Beyaz Melek” filmine kadar, 50 yıl boyunca sinemada hep yaşlı kadınları daima aynı inandırıcılıkla, seyirciyi hipnoz eden aynı büyüleyici performansla canlandırıyor. Bu filmler arasında, Şükran Güngör, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Eşref Kolçak, Haluk Bilginer gibi devlerle kamera karşısına geçtiği 2000 yılındaki “Güle Güle” filminde, erkekler takımının biricik Yıldız’ı olarak yer aldığı performansı hiç kuşkusuz büyük ve ayrı bir yerde duruyor. Bugün Yıldız Kenter’i ve nice ölümsüz aktörü anmak için size önereceğim filmlerin ilki “Güle Güle” İkincisini ise ben ilk kez sabaha karşı Star Televizyonunda, siyah beyaz bir kopya ile izlemiş ve büyük bir hayranlık içinde filmin ismini öğrenmek için ertesi gün yayın koordinatörü Gökhan Tatarer’i aramıştım. Sevgili Gökhan sağ olsun filmi bulmuş bana da bir DVD kopyasını göndermişti. 1967 yapımı bu film 1964’de yönetmenliğe başlayan Ertem Eğilmez’in ilk dönem filmlerindendi. Hemen hemen tüm Arzu Film ekolü filmde olduğu gibi senaryosu Sadık Şendil imzası taşıyordu. İsmi “Yaşlı Gözler” idi. Tam 10 yıl sonra 1977’de yine Sadık Şendil ile formülü ters yüz ederek yaratacakları çok meşhur “Gülen Gözler”in ilk halkasıydı. “Yaşlı Gözler”in “biz gençliğimizde ikimiz siz beşinize baktık ama yaşlanıp elden ayaktan düşünce siz beşiniz ikimize bakamıyorsunuz” diyen fedakar bir anne babanın çokça güldüren ama ille hüzünlendiren harikulade hikayesiydi. Münir Özkul ve Adile Naşit’li “Gülen Gözler”de ise bu ailenin çocuklar henüz büyümemişkenki gençlik yıllarına dönüyorduk. Yıldız Kenter’in bir başka efsane aktör Cüneyt Gökçer ile baş rolü paylaştığı bu film, Münir Özkul, Nedret Güvenç, Önder Somer’li kadrosuyla Türk Sinema Tarihinin bence en büyük sinema filmlerinden biridir ve Yıldız Kenter ile Cüneyt Gökçer gibi iki büyük ismin bu filmin dev bir başyapıt olmasındaki payları tartışmasızdır. Zaman zaman Ferdi Eğilmez’le bu filmi yeniden yapmayı konuşuruz ama film orada öyle güzeldir ki, buna pek kıyamayız. Yıldız Kenter’i anacağım üçüncü büyük film ise aslında bir TV filmi olarak planlanan, Eşref Kolçak ile baş rolü paylaştıkları, Halit Refiğ imzalı 1990 yapımı “Hanım”. Bir cuma akşamı evimizin salonunun ışıkları kapalı vaziyette TRT’de bu filmi izleyişimi ve henüz 13 yaşımda beni nasıl etkisi altına aldığını hiçbir zaman unutamam. Yıldız Kenter ile baş rolü paylaşan ve filme ismini veren bembeyaz kedi ise dünyanın en şanslı kedisi olmalı. Bugün tv filmi demeye bile bin şahit isteyen filmlerin sinema perdesine hiç utanmadan çıkabildiğine bakacak olursak, “Hanım” bizlere bir tv filminin bile olgunluğu ve eli yüzü düzgünlüğü ile ilgili önemli bir ölçü sunuyor. Dilerim 2020’deki Sinema Festivallerinden birinde bu filmle bu defa dev perdede Yıldız Kenter’i bir kez daha izleyebiliriz. Milletimizin ve yeryüzündeki tüm sanat severlerin başı sağolsun. Yiğit Güralp https://twitter.com/YigitGuralp https://instagram.com/yigitguralp