Cumhurbaşkanlığı'nda görev değişikliği mi yaşandı? AA'nın denetim yetkisi artık kimde olacak?

Cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%E2%80%99nda+g%C3%B6rev+de%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fi+mi+ya%C5%9Fand%C4%B1?+AA%E2%80%99n%C4%B1n+denetim+yetkisi+art%C4%B1k+kimde+olacak?
ABONE OL

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici kişisel web sayfası üzerinden yayınladığı yeni yazısında İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un iktidara yakın medyada daha etkili bir isim haline geldiğini ifade etti.

Medya ombudsmanı Faruk Bildirici kişisel web sayfası üzerinden yayınladığı yeni yazısında Cumhurbaşkanlığı'nda yaşanan değişikliğini kaleme aldı.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un son zamanlarda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'dan daha fazla ön planda olduğunu fark eden Faruk Bildirici bu durumun medya üzerindeki yansımalarını analiz etti.

Altun'un AA (Anadolu Ajansı) ve TRT'den de sorumlu olduğunu yazan Bildirici "Cumhurbaşkanlığı sözcüsü fiilen değişti. Sözcü unvanı halen Kalın’da olsa bile Cumhurbaşkanlığı’nın fiili sözcüsü artık Altun. Sözcülüğün yanısıra iktidara yakın medyanın yayın politikalarında belirleyicilik gücü de oldukça yüksek. Altun’un otoritesinin ne denli kabul edildiğinin ve bu medyadaki itibarının kanıtı da habercilik sınırını zorlayan haberler" dedi. 

Faruk Bildirici bu duruma örnek olarak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bayram namazı çıkışı programını sorup "Ona göre ayarımızı yaparız" diyen gazeteciye verdiği “Size ayar vermek gerekirse zaten iletişim başkanlığımız o işi görür" cevabını gösterdi.

Faruk Bildirici'nin yazısı şu şekilde:

 
Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı. İbrahim Kalın da Cumhurbaşkanlığı sözcüsü. Aralarında nasıl bir iş bölümü var bilmiyoruz ama son aylarda açıklama ve bilgilendirmeler hep Altun’dan geliyor. En son 18 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı kabine toplantısı sonrasında basın toplantısı düzenleyen Kalın, bir daha bu tür bilgilendirmeler için gazetecilerin karşısına çıkmadı; sesi pek duyulmaz oldu.
 
Mayıs ayından bu yana Kalın hakkında gazetelerde üç haber çıktı. 1 Mayıs’ta, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile görüştü, ABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu 2019 raporundaki Türkiye bölümü hakkında yazılı açıklama yaptı; bir de 27 Mayıs mesajı yayınladı. O kadar. Halbuki aynı dönemde iktidara yakın medya kuruluşlarının her birinde Altun’un açıklamaları hakkında 10-15 haber yayımlandı.
 
Cumhurbaşkanlığı’nın medyayla ilişkilerinin nasıl götürüleceği, Kalın’ın neden gölgede kaldığı benim alanım dışında. Bunlar siyasi analistlerin, siyaset kulisleri yazan meslektaşlarımın ilgi alanına giriyor.
 
Medya ombudsmanı olarak beni ilgilendiren ve üzerinde durmak istediğim Cumhurbaşkanlığı’nda yaşananların medyayı ilgilendiren tarafı ve orada yaşananların medyaya nasıl yansıdığı. Zira İletişim Başkanı ve Sözcü görevlendirmesindeki değişim, siyasi iktidarın tahakkümü altındaki gazeteciliğe ilişkin somut örnekler sunuyor.
 
AA’nın denetimi yetkisi onda!
 
Altun’un konumunu giderek güçlendirdiğini fark etmemi sağlayan, 19 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiydi. Bu kararname ile "Anadolu Ajansı’nın faaliyet, bütçe, örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi üzerinde denetim ile yöneticilerinin atanma yollarının belirlenmesi yetkisi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na verilmişti. Kısacası artık Altun, "AA’nın patronu" olmuştu. TRT de zaten "ilişkili kuruluş" olarak Altun’a bağlıydı.
 
Medya ile ilişkilerde Kalın’ın önüne geçtiğini de 4 Mayıs’taki haberlerden anladım. O gün Altun’un, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin "Dünya Basın Özgürlüğü Günü" mesajına verdiği tepki, Hürriyet ve Milliyet’in ilk sayfasındaydı. İlginç tarafı, Hürriyet, Milliyet, Star ve Posta gazeteleri ile internet siteleri, Altun’un tepkisini haber yapmışlar ama gazetecilik meslek örgütlerinin "Dünya Basın Özgürlüğü Günü" açıklamalarını görmezden gelmişlerdi. O açıklamalarda Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik sorunlar dile getiriliyordu.
 
Aynı gün ABD’ye yönelik tepkisini yayımlamayan gazetelerde de Altun ile ilgili başka bir haber vardı. Onlar da Prof. Dr. Altun’un Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı’na atandığını duyuruyorlardı.
 
Haber protokolünde 1 numara!
 
Bu haberler sayesinde dikkatimi çekince Altun ile ilgili haberleri, açıklamalarını ve tweetlerini izlemeye başladım; bazı gazeteleri ve interneti taradım. Tahmin ettiğim gibi, Altun haberlerde "protokolün 1 numarası" haline gelmişti ve ilgili ilgisiz her haberde adı öne çıkarılıyordu.
 
Örnek 1- 21 Mayıs’ta, Hürriyet’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türk Konseyi Genel Sekreteri Bağdad Amreyev’i Huber köşkünde kabulü haberinde toplantıda "Altun’un da hazır bulunduğu" belirtiliyordu. MGK toplantılarına bile giren, her an Erdoğan’ın yanında olan Altun’un bu toplantıda da bulunduğunu yazmak anlaşılır bir durum. Ancak toplantıya Kalın da katılmıştı, fotoğrafta da görünmesine rağmen haberde ondan hiç söz edilmiyordu.
 
Örnek 2- Yine Hürriyet’in 2 Haziran’daki "Yenikapı’da Enderun teravihi" haberinin fotoğrafaltı enteresandı. "Teravih namazı etkinliğine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop katıldı" yazılmıştı. Fotoğrafta görülen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Diyanet işleri Başkanı Prof.Dr.Ali Erbaş, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın adı bile anılmıyordu. Sabah gazetesindeki haberde de Varank, Erbaş ve Yerlikaya’nın adları anılmıştı ama orada da Altun’un adı, bu isimlerin hepsinin önündeydi… 
 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün dönüştürülüp, geniş yetkilerle donatılmış hali. Altun da bu kurumun başı olarak genel müdür düzeyinde bir kamu görevlisi ama adı -artık gazetecilerin gözünde- TBMM Başkanı’ndan bile önde geliyor.
 
Erdoğan’ı tekrarlayan açıklamalar!
 
Altun, devletin elemanı olmasına rağmen resmi açıklamalarla yetinmiyor, sürekli olarak kendi görüş ve değerlendirmelerini de paylaşıyor. Özel günler ve bayramlarda kişisel mesajlar yayınlıyor. Anadolu Ajansı da Altun’un bu paylaşımlarının tümünü haber olarak servise koyuyor; iktidar kontrolündeki medya kuruluşları da yayınlıyor. Özellikle gazetelerin internet siteleri bu haberlerin çoğuna yer veriyor.
 
Altun’un kişisel mesaj ve açıklamalarının "haber değeri"ni geçtim. Hiç olmazsa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklama yaptığı konularda ya da mesaj yayınladığı özel günlerde Altun’un açıklamalarının haber olmaması beklenir. Ama hem Cumhurbaşkanı, hem de Altun’un mesaj ve açıklamalarını aynı sayfalarda, aynı sitelerde görebiliyoruz.
 
Üç örnek vereyim;
 
Örnek 1-  5 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında Anadolu Ajansı bürosunun da bulunduğu binayı yerle bir etmesini kınayan açıklaması yayımlandı medyada. Aynı haberlerin yanında bir de Altun’un kınama açıklaması yer alıyordu.
 
Örnek 2- 8 Mayıs’ta Hürriyet, Milliyet ve Sabah’ta yayımlanan "YSK kararı demokrasimizin zaferidir" başlıklı haberlerde, Altun’un, YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal kararıyla ilgili açıklaması yer alıyordu. Aynı gün Erdoğan da "..bu kararı demokrasimizi güçlendirecek bir adım olarak görüyoruz" diyerek görüşünü açıklamıştı. Erdoğan’ın bu sözleri de çoğu gazetede Altun’un açıklamasıyla aynı sayfadaydı.
 
Örnek 3- 28 Mayıs tarihli Hürriyet, Sabah ve Milliyet gazetelerinde yayımlanan haberlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Mayıs mesajının altında Altun’un mesajı da verilmişti. Hatta Erdoğan’ın mesajından daha genişti. Hürriyet ve Milliyet’te Kalın’ın mesajı da en alta eklenmişti.
 
Cumhurbaşkanı görüşünü açıkladıysa "Sözcü" ya da "İletişim Başkanı"nın aynı konudaki açıklaması tekrardır. Normal koşullarda bu tekrar değil haber yapılmak, üzerinde bile durmaz. Aslı varken vekilinin sözüne bakılmaz.
 
Kişisel ve resmi açıklamalar karışıyor!
 
Altun, kendi kişisel görüşleri ile resmi açıklamalar arasında bir ayrım gözetmiyor. Tamamen kişisel Ramazan, 1 Mayıs, 27 Mayıs gibi özel günlerdeki mesaj ve görüşlerini de kişisel Twitter hesabından paylaşıyor, Erdoğan’ın etkinliklerini, Cumhurbaşkanlığı açıklama ve bilgilendirmeleri de…
 
İkisi arasındaki tek fark, kişisel açıklamalarındaki cümleleri birinci tekil şahıs olarak kurması, resmi açıklamalarda birinci çoğul kişiyi tercih etmesi. Böyle olunca da Altun’un kişisel görüşleri ile Cumhurbaşkanlığı adına yaptığı açıklamalar birbirine karışıyor.
 
Örneğin Akit Gazetesi Haber Müdürü’nün generallerle ilgili hakaretamiz sözleri hakkındaki değerlendirmesi, 4 Haziran’da neredeyse bütün medya organlarında "Altun’un açıklaması" olarak yayımlandı. Zira bu açıklamayı da kişisel hesabından paylaşmıştı, haberlerde bu sözlerin "Cumhurbaşkanlığı açıklaması" olduğu konusunda bilgi yoktu. Altun, bugüne değin "Artık Cumhurbaşkanlığı sözcüsü benim" diye açıklama da yapmadığı için okurun, o sözlerin Cumhurbaşkanlığı adına yapıldığını bilmesi mümkün değildi.
 
Sanırım kendisi de resmi açıklamaları kişisel hesabından yayımlanmasının yarattığı karışıklığın farkında olacak ki, 30 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Putin ile telefon görüşmesine ilişkin açıklamayı önce "T.C.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı" resmi hesabından yaptı. Sonra o paylaşımları kendi hesabından retweet etti.
 
Kişisel görüşlerinin haber değeri!
 
Altun’un kişisel paylaşımlarına da medyada en az resmi açıklamalar kadar yer veriliyor. Örneğin Altun’un "Ramazan paylaşımı"nın haber değeri olmasa gerek. Hatta liderlerin Ramazan kutlamasının haber değeri de tartışılır. Ama Hürriyet, Sabah ve Posta gazeteleri 6 Mayıs’ta "Altun, ramazanın sadece bir zaman dilimi değil, varlığını tüm dünyada hissettiren bir dini tecrübe, zengin bir kültürel pratik, sosyal bir etkileşim, dayanışma ve yardımlaşma ağı olduğunu bildirdi" haberleri çıktı.
 
Bir kamu görevlisi olmasına rağmen Altun, paylaşımlarında siyasi değerlendirmeler de yapabiliyor. Örneğin İstanbul seçimleriyle ilgili #DahaGüzelOlacak hastagi açıp; CHP’nin İstanbul Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun "Her şey çok güzel olacak" sloganına yanıt verebiliyor. Bunlar da internet siteleri ve gazetelerde "Altun’dan ‘Sesimizi duyan var mı’ paylaşımı" diye haber oluyor. Hatta Çubuk’ta saldırıya uğrayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için "Şapkasını önüne alıp muhasebe yapmalıdır" diye demeç verebiliyor. Gazeteciler de kendisine "Nasıl oluyor da siyasi açıklamalar yapabiliyorsunuz" diye soramıyor.
 
Paylaşımlarındaki üslubu da farklı Altun’un. Alman Bild gazetesinin dış politika editörü Julian Röpcke’nin "Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın almayacağı" ifadesini Twitter’da yanıtlarken "Sevgili Julian" diye başlıyor; "Sevgili Julian, kaynaklarınız hatalı. Bilgiyi benden alın: S-400 satın alma işlemi tamamlandı" diyordu. Aslında Erdoğan’ın daha önce birkaç kez söylediğinden farklı bir bilgi yok ama 11 Mayıs’ta gazetelerde aynen yayınlanıyor Altun’un bu yanıtı…
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki gün önce bayram namazı çıkışında günlük programını sorarak, "Ona göre ayarımızı yaparız" diyen gazeteciye "Size ayar vermek gerekirse zaten iletişim başkanlığımız o işi görür" yanıtını vermesi de Altun’a biçtiği rolü göstermesi açısından dikkat çekiciydi.
 
Bütün bunlar gösteriyor ki, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü fiilen değişti. "Sözcü" unvanı halen Kalın’da olsa bile Cumhurbaşkanlığı’nın fiili sözcüsü artık Altun. Sözcülüğün yanısıra iktidara yakın medyanın yayın politikalarında belirleyicilik gücü de oldukça yüksek. Altun’un otoritesinin ne denli kabul edildiğinin ve bu medyadaki itibarının kanıtı da habercilik sınırını zorlayan haberler…
twitter takip