Sibel Doğu

Sezonun yeni başlayanlarından 'Çocuk'ta kim haklı kim suçlu?

Medya Koridoru’nun sevgili okuyucular hepinize merhabalar. Bildiğiniz üzere geride bıraktığımız Eylül ayı başında TV ekranının yeni sezonu açıldı ve hem geçen sezondan devam eden diziler hem de yeni diziler ekranda boy göstermeye başladı. Aslında dizi sektörü uzun zamandır can çekişiyor olsa da, bu sezonda da her sezon olduğu gibi iddialı diziler ekran yarışında birbiriyle çekişecek ve sıkı bir yarış dönecek. Bazı diziler yarışı açık ara önde götürürken bazılarının fişi erken çekilecek, bazıları da şöyle-böyle diyerek gidebildiği kadar gidecek. Yeni sezonun başlamasının ardından geçen sezonun sevilen yapımları olmasına rağmen ‘Kardeş Çocukları’ ve ‘Kuzgun’ dizileri yaşadıkları büyük düşüşle ilk veda edecek olanlar gibi görünüyor. Hatta, ‘Kardeş Çocukları’nın final fragmanı yayınlandı bile. Bunun devamında ‘Bir Aile Hikayesi’nin veda etme olasılığı var gibi görünüyor. Hangisinin ne kadar dayanacağını zaman gösterecek. Bekleyip görelim diyorum. Bunun haricinde Sefirin Kızı, Kurşun, Ferhat ile Şirin, Ramo, Azize, Diriliş Osman vb iddialı diziler de izleyiciyle buluşmak için sırada bekliyor ama Kurşun hariç aralarında yayın günü belli olan ya da fragman gördüğümüz olmadı. Sezon başlayalı belli bir zaman geçtiği ve izleyici yavaş yavaş tercihlerini oturttuğu için geç başlayan dizilere daha az şans tanıyorum ama bunu tersini ispat eden diziler de olduğu için şimdiden başlamayan bu diziler hakkında net bir yorum yapmaktan kaçınmak istiyorum. Yeni başlayan dizilerden de ‘Aşk Ağlatır’ ve ‘Kuzey Yıldızı’ beklenenin aksine iyi sonuçlar alarak izleyiciye kendilerini sevdirdiler. En büyük sükseyi yaparak Diriliş Ertuğrul’un bile reyting rekorunu kıran ‘Mucize Doktor’ ise yarattığı farkındalık ve naif konusuyla bu başarısının daha da fazlasını ve büyük bir takdiri hak ediyor. Şiddetten, klasik konulardan, mafya çatışmalarından, entrikalı aşklardan uzak konusuyla birçok yapımcıya örnek olmasını dilediğim dizi için bir başka dileğim de yoluna senaryosunu hiç bozmadan böyle devam etmesi. Sezonun yeni dizileri arasında benim dikkatimi çeken ve takip ettiğim yapımlardan bir tanesi de Star TV’nin Pazartesi akşamları ekrana getirdiği ‘Çocuk’ dizisi oldu. Kadrosunda yer alan Nazan Kesal, Serhat Teoman ve İsmail Hacıoğlu gibi başarılı oyuncularla dikkatimi çeken ‘Çocuk’ son zamanlarda dizilerde oldukça kullanılan annelik ve çocuk temasını işliyor. Öz çocuğu doğunca evlatlık olan oğluna karşı soğuyan ve artık onu istemeyen bir annenin ve bunun arkasında saklanan sırların etrafında dönen dizide Merve Çağıran ve Ceyda Ateş de yer alıyor. Dizinin kadrosu ilk açıklandığında kadın oyuncular-özellikle de Ceyda Ateş- için endişe etmiştim ancak iki oyuncu da rollerine oldukça yakışmış. Daha önce genellikle ortalığı karıştıran entrikacı rollerde izlediğimiz Merve Çağıran’a bu sefer iyi tarafta olmak ve annelik gibi ciddi bir rolde oynamakta yakışmış. Adını Feriha Koydum’daki Hande rolü hala akıllarda olan Ceyda Ateş ise uzun bir aradan sonra döndüğü ekranda Akça’ya göre kötü diyebileceğimiz ama yaptıklarının altında psikolojik sorunları olan bir anneyi canlandırıyor. Oyunculuğunu ve hatta itiraf etmek gerekirse magazin programlarında denk geldikçe kendisini de biraz yapmacık bulduğum Ceyda Ateş ortalıkta olmadığı süre içinde üzerine çöken olgunluk nedeniyle olacak gözüme batmadı. Hatta; çocuğu bilerek sokakta bırakmasına ya da balkondan düşerken tutmamasına rağmen hikayesini en çok sevip zaman zaman hak verdiğim karakterlerden bir tanesi oldu. Fazilet Hanım ve Kızları’ndan sonra Halka dizisi kısa ömürlü olan Nazan Kesal da bu dizide yeri göğü titreten despot anne rolüyle karşımıza çıktı. Fazilet Hanım ve Kızları dizisinde aradığı para ve rahat yaşama bu dizide kavuşan Nazan Kesal sakladığı sırlarla aslında dizinin en kilit karakteri diyebiliriz. Gelinine zorla evlat edindirdiği ve oğlunun kendi oğlu zannettiği Efe’nin aslında kendisinin sahip çıkamadığı diğer oğlunun çocuğu olması gibi bir sırrı taşıyan Asiye’ye dair sevemediğim nokta ise bu sırlar ortaya çıkmasın diye yarattığı gerginlik. Oğlu Ali Kemal ya da gelini Şule ile sürekli kavga halinde olan Asiye’nin stresi ekran başında benim tansiyonumu yükseltmiyor değil. Otoriterliğini Şule ve Akça’ya karşı zalimliğe dönüştüren ve çocukları başta olmak üzere herkesin hayatını kontrol altında tutmak isteyen kuralcı anne Asiye’yi, Hasan ve Efe ile olan sahneleri dışında da biraz yumuşatmak gerektiği kanısındayım. Özellikle bu hafta yayınlanan bölümde Efe’ye iyi davranmadığı için öz oğlunu Şule’nin kucağından alması zulümden ve Şule’yi o çocuğa karşı daha da uzaklaştırmaktan başka bir şey değildi. Sahip çıkamadığı oğlunun çocuğuna sahip çıkarak acısını hafifletmek isteyen Asiye’nin herkesin hayatını alt üst etmesi de bir parça bencillik oluyor. Ne de olsa üzerinde yarattığı ‘bu çocuğu sevip annelik yapacaksın. Yoksa kocan seni terk eder’ baskısı ile gelininin psikolojisini bozmuş olan Asiye’nin bunu ona yapmaya hakkı yoktu. Oğlu Ali Kemal’e de yalan bir hayatı yaşatmaya hakkı yoktu. Asiye’nin oğulları Ali Kemal ve Hasan’a gelecek olursak… Son zamanlarda genellikle az önce söz ettiğim anne ya da çocuk temalı dizilerin kadrosunda karşımıza çıkan Serhat Teoman dizide Ali Kemal karakterini canlandırıyor. Bundan önce ‘Anne’ ve ‘Kızım’ dizilerinde rol aldıktan sonra ‘Çocuk’ dizisiyle karşımıza çıkarak yer aldığı dizi isimleriyle bizleri bir parça güldüren oyuncu benim TV sektöründe başarılı bulduğum ve ekrana yakıştırdığım isimler arasında yer alıyor. Hatta, ‘Kızım’ dizisinde canlandırdığı Cemal karakterinin senaryoda yeterli işlenmeyerek geri planda kalmasıyla haksızlığa uğradığını ve daha anlamlı, aksiyonlu, derin karakterleri hak ettiğini düşündüğümden yeni dizisindeki karakterini merak etmiştim. Şimdilik klasik varlıklı, çalışkan, ailenin yükünü taşıyan evin büyük oğlu olan Ali Kemal’ın esas hikayesinin oğlu zannettiği Efe’nin kendi çocuğu olmadığını ve hatta aslında yeğeni olduğunu öğrenince başlayacağını düşünüyorum. Şu an durgun olan karakterin esas çatışması o zaman başlayacaktır. (Yeri gelmişken Serhat Teoman’a baba rolünün de yakıştığını ve Efe’yle Ali Kemal’in daha çok sahnesi olması gerektiğini de eklemek istiyorum. Zira gerçekler ortaya çıkınca Akça ve Şule arasında annelik üzerinden giden hikayenin yanına Hasan ve Ali Kemal arasında başlayacak bir babalık yarışı da eklenecektir) Ali Kemal’in bir de Akça ile ilerde başlaması muhtemel ilişkisi var ki, izleyicinin şimdiden tepki gösterdiği bir nokta oldu. Evli bir karakterin başkasıyla aşk yaşayacağı hikayeyi desteklemesem de, Akça’nın esas kendisine şiddet uygulayıp darp eden Hasan ile olmasını doğru bulmadığımı ve eşi tarafından yıllarca kandırılan Ali Kemal’in gerçeği öğrendikten sonra evliliğini devam ettirmesinin zaten mümkün olmamasından dolayı iki karakterin ilişkisine olabilir gözüyle bakıyorum. Şiddet konusunda daha hassas olan bir düşünce yapısına sahip olduğum için zihnim aldatmayı da doğru bulmamasına rağmen Efe’nin oğlu olmadığını öğrendikten sonrasında Ali Kemal- Akça ilişkisine onay veriyor ama Akça-Hasan ilişkisini anlamıyor. Ama tabi ki, Ali Kemal’in Efe’ye kötü davrandığı için kızsa da Şule’ye olan sert, aksi ve soğuk tavırlarını da doğru bulmuyorum. (Ya da şu anki soğukluğuna neden olan tavırlarının nedenini daha net göstermeliler) Eşine ilk bölümlerde anlayışlı ve sabırlı davranmalı (Geçen hafta ben Efe’yle konuşurum. Sen canını sıkma dediği sahnedeki gibi) eğer Akça’yla yakınlaşacaksa da Şule düzelmedikçe ve gerçeği öğrendikçe olmalıydı. Böyle boşanmaya her an hazır gibi beklememeli. İki karakterin ilişkisi daha iyi işlenmeli. Geçen hafta ve bu hafta kadına şiddet konusuna değinip ‘yardım etmek için illa tanımam gerekmiyor. Benim namustan anladığım bu değil. İyi insan olmak tanımadığına da yardım etmeyi gerektirir’ diyerek Ali Kemal’in yana yakıla Akça’ya yardım etmesini mantıklı bir noktaya bağladılar diyebiliriz. (Çünkü aslında gerçekten duyarlı olmalı ve tanımıyorsak banane dememeliyiz) Ama yine de bu iki karakterin ilişkisi için aceleye etmemeli ve en azından gerçeklerin ortaya çıkmasını beklemeli senarist. Ayrıca, Şule ve Asiye’nin Ali Kemal’i Efe yalanına nasıl inandırdıklarını da bir an önce açıklamaları gerekiyor. Şule gerçek bebeğini de düşürdü de, Asiye yerine Efe’yi mi koydu ve Ali Kemal bu esnada hangi iş gezisindeydi de bu yalana inandı gibi detayları görürsek iyi olur. Aksi taktirde bu baya boşluk yaratan bir durum olacak. Çocukları olmadığı söylenen Şule ve Ali Kemal’in evliliklerinin Efe gelmeden önceki halleri, Şule’nin kendi bebeği doğmadan Efe ile ilişkisi gibi detayları da görmeliyiz hatta. İlk bölümde Asiye kucağına verirken çok da gönüllü kucağına almadığı belli olan Şule, Efe’yi gerçekten sevdiğini ama kayınvalidesinin baskısıyla soğuduğunu söylese de bunları bir de biz görmeliydik. Efe’yi sevmemeye ne zaman başladığını yaşadığı değişimi izleyiciye anlatmalılardı. Sahneleri geçiştirmek yerine daha sakin, detaylı ve derin anlatılmalı hikayenin bu detayları. Efe’yi sokakta bilerek bıraktığında ya da balkonda düşerken tutmadığında aslında pişman olan Şule’ye, Asiye ve evde üzerine vazife olmayan her şeye maydanoz olan hizmetçi Melek konusunda hak versem de sinsi sinsi gülüşleriyle beni muallakta bıraktığını da eklemem gerek. Ayrıca Efe'yi sevmediğini anladık ama çocuğun ateşi çıktığında zaten güvende olan öz oğluna acıklı acıklı bakıp kendisini ikilem içinde hissetmesi de abartı olmuş. En azından o sırada. Gelelim, hikayenin bir diğer önemli halkası ve saklanan sırların kilit ismi Hasan’a… Baştan söyleyeyim. İsmail Hacıoğlu serseri ve sert adam rolüne çok yakışmış, rolünü gerçekten çok iyi yapıyor, kötü karakter olsa da arada esprili tavırlarıyla güldürüyor, özellikle bu haftaki bölümde çok iyi bir performans sergiledi, yetimhanelerde geçen, anne ve babasız kötü bir geçmişe sahip olan Hasan’ın böyle serseri ve sert olmasının anlaşılır nedenleri var ama kadına şiddet uygulamış ve onun hayatında kendisine kaçırarak yer açmaya çalışan bir karakteri çok fazla yüceltmenin de mantığı yok. “Seni artık hayatımda istemiyorum” demesine rağmen Akça’nın peşinden ayrılmayan Hasan’ın sevgisini de büyük bulamıyorum. Ve bu haftaki bölümde bu konu üzerinden verilen “Sizin gibi adamlar sevmesinde kadınlar ölmesin. Artık biriniz de anlasın ve bu hikaye değişsin” mesajlarını da mantıklı buluyorum. Aslında Hasan’ın özellikle öldürdüğünü zannettiği bebeği ve Akça için gözyaşları içinde anlattığı pişmanlığına ve sevgisine inanıyorum ama artık olurunun olacağına inanmıyorum. Tabi ki, dizideki hikayenin devamı için Hasan Akça’nın peşini bırakmamalı ama benim Hasan’a dair merakla beklediğim sahneler annesi Asiye ile olan hikayesine dair ve Efe’nin kendi oğlu olduğunu öğrenince babalık üzerine yaşayacağı duygular. Ali Kemal ile de Akça üzerinden değil de babalık üzerinden girecekleri yarışı merak ediyorum. Çünkü, bu konuda gerçek baba olarak Hasan da, yıllarca Efe’yi oğlu zannederek büyüten Ali Kemal de kendince haklı olacaklar. (Burada tabi Ali Kemal'in gerçeği öğrenince Efe'den vazgeçmeyeceğini varsayıyoruz) Bu hafta Hasan’ın yaralanmasıyla uzak kalmak zorunda kaldığı ve hatta kapısına dayanacak diye korktuğu oğluna karşı mesafesini kaldıran Asiye’nin sahneleri bölümün en dokunaklı ve heyecanlı sahneleriydi. Hasan’ı hastaneye yetiştiren ve ameliyata girerken doktora “Ben annesiyim” diyen Asiye tam bu sırada gelen ancak annesinin söylediklerini henüz duyduğunu zannetmediğimiz Ali Kemal’e durumu nasıl açıklayacak merak ediyoruz. Bu arada baygınken hayatının sırları yanında dile getirilen Hasan'ın bunu duyup duymamış olduğu da aklıma takılmadı değil. Tabi ki, Ali Kemal’e açıklama yapması gereken bir diğer kişi de, Efe’yi Akça’ya teslim eden Şule. Şule aslında kendisi ve Efe için en doğrusunu yapsa da, eğer Asiye Hanım Ali Kemal fark etmeden Efe’yi bulup getirmezse durumu eşine nasıl açıklayacak merak ediyorum. Zira, Efe’nin yokluğu ya da gerçeği öğrenmesi Ali Kemal’in Şule’den daha da uzaklaşması demek. Şule’nin Efe’yi istemese de kocasını kaybetmemek adına katlanmasını en azından Akça’ya vermeyi düşünmemesini bekliyordum. Bir diğer nokta da gerçek annesinin Akça olduğunu bilmeyen Efe’nin onun yanında mutlu olsa da bir süre sonra illa ki annesi olmasa da babası ve babaannesini isteyeceği gerçeği. Zaten Hasan’ın da ölmediği ve yeniden Akça’nın peşine düşeceğini düşünürsek Akça ve Efe’nin bu kavuşması şimdilik yarım kalabilir gibi görünüyor. Zaten Efe’nin annesinin ilgisizliğiyle mutsuz olsa da Akça’ya bu kadar çabuk bağlanması aynı Ali Kemal’in Akça’yı çabucak savunması gibi biraz ani oldu. Sonuçta annesi ilgilenmese de, babaanne ve babası gayet ilgililer, bir yabancıdan önce onlara daha çok sığınması gerekiyor. Bu durumda Efe’nin de gerçek anne-babasını öğrenince vereceği tepkiyi diğer karakterler kadar merak ediyorum aslında. Dizideki karakterler arasında üzerinde en son duracağım isim de, Ali Kemal’in kardeşi Murat. Evin sorumsuz oğlu Murat’ın Akça’ya yardım etme konusunda abisine destek olması ya da ona “Sen artık ailenin yükünü taşımaktan kendini düşünmüyorsun. Biraz da kendinin ne istediğine kulak ver” gibi tavsiyeler vermesi doğru olsa da annesi ve yengesine karşı saygısız tavırları ve oyuncunun vasat performansı karakterin söylediği doğruları siliyor. Kenan Acar’ın yapmacık performansını belki görmezden gelebiliriz ama karakteri doğruları söylerken bu kadar saygısız ve itici yapmanın da bir anlamı yok. Murat’ın da Akça’ya aşık olacağını tahmin eden seyirciler vardı ancak aynı kıza 2 kardeşin bile aşık olması tepki çekecek bir durumken 3 kardeşin birden aşık olması hiç olmaz herhalde. Murat anladığımız kadarıyla evdeki hizmetli Ayşe ile bir aşk yaşayarak İstanbullu Gelin’ndeki adaşı Murat’ın bir benzeri olacak. Asiye’nin tepkisinin de Esma’ya benzeyeceğini düşünürsek ortalığı yumuşatmak da bu dizide Faruk’a denk gelen Ali Kemal’e düşecek herhalde. Son olarak; reytinglerde ortalama bir başarı gösteren dizi için yanlış günde yayınlandığını söyleyebiliriz sanırım. Kanal elbette Pazartesi gününü boş bırakmak istemeyecek ama Çukur’un zaten zirveden inmediği, üstelik Yasak Elma ve Zalim İstanbul gibi aynı izleyici kitlesine hitap eden dizilerin de yayında olduğu kalabalık bir akşam doğru gün gibi görünmüyor. Yasak Elma da, Çukur gibi kendi kitlesini oluşturup dokunulmazlık gardı almış durumda. Daha çok Zalim İstanbul ile yarışan ve bir hafta yükselip bir hafta düşen dizi için keşke ‘Kadın’ dizisi başlamadan Salı günü başlasaydı diye düşünüyorum. 3. Sezonunda reyting oranını kaybetmese de konusu giderek tıkanan ve açıkçası iç baymaya başlayan diziden yeni bir diziye kaçışlar olabilirdi. En azından Salı gününe alınarak harcanan ‘Kardeş Çocukları’ndan daha çok şansı olabilirdi. Dizi, hikayesini anlatmaya daha ne kadar devam eder ilerleyen haftalarda göreceğiz ancak Kardeş Çocukları final yapan, Kuzgun final potasına girmişken kanal en azından bu dizinin arkasında biraz daha durur diye düşünüyorum. Şimdilik onlardan daha iyi oranlar alıyor. Bir gün değişikliği gelir mi ya da kanal Pazartesi’de ısrarcı olur mu onu da bilemeyeceğim ama sezonun sevdiğim dizilerinden olduğu için şansının ve yolunun açık olmasını diliyorum.