Gizem Ertürk

'Antalya’yı bu yıl da sinema yazarları ve jürinin karşı karşıya geldiği, hesaplaşmalarla dolu bir tören olarak hatırlayacağız'

Bu yıl sinema dünyasının gözü kulağı yine Antalya’daydı… Menderes Türel zamanında kaldırılan ve büyük tartışmaları da beraberinde getiren Ulusal, Kısa ve Belgesel yarışmaları Muhittin Böcek’in yönetimi devralmasıyla geri geldi ve bu karar tüm camiada sevinçle karşılandı. Gerçi, Ulusal Yarışma Kaan Müjdeci öncülüğünde İstanbul’da yapılmaya devam etmiş ve festival trollenmişti. Ancak herkesin en büyük arzusu eve geri dönmekti. Antalya Altın Portakal Film Festivali yarım asrı aşkın tarihiyle ülkenin hem en popüler hem de en kıdemli festivallerinin başında geliyor. Ancak festivalin tarihine baktığımızda görüyoruz ki sansasyonun, tartışmanın olmadığı tek bir yıl bile geçmemiş. İşte bu yıl da Antalya’yı sinema yazarları ve jürinin karşı karşıya geldiği, hesaplaşmalarla dolu bir tören olarak hatırlayacağız. Ancak tüm bunların Türk Sinemasına verdiği yararı da zararı da önümüzdeki yıllar bize gösterecek. Ancak bugüne kadar gördük ki pek bir yararı olmamış. Ve bu yıl afişinde Türkan Şoray, mottosunda Öze Dönüş ve başkanlığında Zeki Demirkubuz ile sürprizlere gebe bir festival başladı. Herkes Demirkubuz başkanlığındaki jüriden sürprizler bekliyordu ancak bu denli tarihi bir sonucu hiç kimse tahmin edemezdi. Üstelik bu ödüllerden bazıları festival kurallarını da ihlal ediyordu. 'Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü'nün iki film arasında paylaştırılması, 'En İyi Film' ve 'Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü'nün ise aynı filme verilmesinin festival yönetmeliğinin 23 ve 27'nci maddelerine aykırı olduğu iddiaları tartışma yarattı. Sinema yazarları tarafından festivalin en zayıf halkası ilan edilen Bozkır tam 11 ödül kazanarak kırılması zor bir rekora imza attı. Buna benzer bir durum 15 yıl önce 2004 yılının ödül törenine damgasını vurarak 11 ödül kazanan Yazı Tura’da görülmüştü. Ancak Yazı Tura eleştirmenler tarafından bu denli ağır eleştirilere maruz kalmamıştı. Demirkubuz’un ödülü açıklarken söylediği “oy birliği kararı”, “boğazımız düğümlendi” açıklaması ve “aşkın bir film” yorumu herkesi şaşkına çevirirken, “Biraz daha sürse Çehov’un dediği gibi neredeyse neden yaşadığımızı anlayacaktık” cümlesi ise izleyenlerde “Acaba biz başka bir filmi mi izledik” duygusunu uyandırdı. Elbette her jürinin kararları kendisini bağlar ve istedikleri filme ödül vermekte özgürler. Ancak hala emekleme çağında olan bir sinemanın mensuplarının ülkenin en önemli festivallerinden birinde jüri üyesi olması ciddi bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor bana kalırsa. Demirkubuz’un yıllar önce “Bu filmleri kendileri jürilik yapsın diye çektiğimi zanneden gerzeklerden çok sıkıldım artık. Bundan sonra Türk festivallerinde yarışmak yok” diye tweet atması, törende “Ulufe dağıtmaya çalışıp kimseye saygısızlık yapmadık” açıklaması, sinema çevrelerince bir ‘intikam almak’ olarak yorumlandı. Ben bu kadar acımasız olmayacağım daha doğrusu sinema sanatının öfkeden, kinden ve kıskançlıktan medet ummayacak kadar kıymetli bir sanat olduğunu düşündüğüm için buna inanmak istemiyorum. Sinemamızın son yıllardaki vasat ve hatta vasatın altında birçok yapımını düşününce sinemamızı nasıl daha ileriye götürebiliriz diye düşünüp gerçek anlamda destek ve alan yaratmayıp küçük oyunlara, göndermelere ve gruplaşmalara doyamadığımıza tanık oluyorum. Güney Kore’den kapitalizmin çarklarına, sistem ve sınıf çatışmalarına tokat gibi inen aynı zamanda muazzam bir sinemasal haz veren “Parazit”; Gürcü LGBT aşk, sanat ve müzik filmi “Ve Sonra Dans Ettik” gibi nefis örnekleri görünce üzüntüm katlanıyor. Bu yersiz biz-onlar zihniyetinden sıyrılamadığımız sürece sinemamız yerinde saymaya hatta daha da gerilere gitmeye devam edecek bana kalırsa. Yine de genç sinemacılara inanmaktan gelecekte bir şeylerin değişeceğine inanmaktan başka çare yok. İşte, sinema yazarlarının bu yılki Antalya Altın Portakal ödüllerine dair görüşleri: Banu Bozdemir – CineDergi Sinemamızdaki ödüllendirme sisteminde kayırmacılığın ön planda olduğu söylenir.  Zeki Demirkubuz, Mert Fırat, Emre Erkmen, Şebnem Bozoklu ve Latife Tekin’den oluşan jüri hem bunun önüne geçmiş olduklarını hem de hikayede düzlük istediklerini ama bunun yanında kırılma, zorlama aramadıklarını belirttiler kendilerince. Bu onların kararı elbette. Bozkır’ın bundan sonraki festival yolculuklarına baktığımızda bu denli bombardıman ödüller alacağını sanmam. Sinema kayırmacılıktan olduğu kadar tepkilerden, had bildirmelerden ve yüksek egolardan da beslenmemeli… Hepsi birlikte sinemaya, sektöre zarar veriyor. Öze dönmek yanlış anlaşılmamalı! Murat Tolga Şen - MedyaRadar Ortada Zeki Demirkubuz'un bahsettiği gibi bir film yok ve bir film neden bize ölümü hatırlattığı için kıymetli, anlayamadım. Sanat hayattır, bu ülke insanı hayatı hatırlamak istiyor. Sağı solu her yanı ölüm zaten. Kusura bakmayın ama o eser bu övgünün altında ezilir ve en acıklısı; Ali Özel bundan itibaren Zeki Demirkubuz'un kayırdığı sinemacı olarak anılacak ve sırf bu yüzden dışlanacak. Aidiyet, Bozkır... Hakketmedikleri ödülleri alan acemi işi filmler. Bu işlerin yaratıcıları kendi aralarında yeni bir aidiyet duygusu oluşturacak ve Türk sinemasında kimsenin (seyircinin) girmediği karanlık, küf kokulu bir oda daha açılmış olacak. Olacağı bu işte... Serdar Akbıyık - CineDergi Antalya Altın Portakal son 10 yılda belediye seçimleri yüzünden yaşadığı değişiklikler sebebiyle kimliğini kaybetmiş bir festival. Zaten bir festival için en zor şey kimliğini oluşturmaktır. Bu kimliğin artık belirsiz olması yeni yönetimin de hatalar yapmasına sebep oluyor. Ulusal yarışmanın dönmesi ne kadar sevindiriciyse belediyenin ve organizasyonun sinema camiasıyla kurduğu ilişki o kadar tartışma götürür. En iyi örnek Zeki Demirkubuz'un önderliğindeki jürinin verdiği kararlar. Jüri sanki Antalya'nın ödüllerini vermiyor kendi sinemasal sıkışmışlıklarının hesabını kesiyordu. İnanın Altın Portakal kimliğini koruyarak bu yıla gelseydi biz bu tür abartı seçimler görmezdik. Hande Kara – Beyazperde İki yıldır uzak kaldığımız ulusal yarışmanın geri dönüşü, Antalya Altın Portakal’ı öze döndüren en önemli hamleydi kuşkusuz. Jürinin değerlendiği 10 film arasında izlediğimiz ilk filmler olduğu gibi, yetkin yönetmenlerin yeni filmleri de mevcuttu. Seçkinin izlemediğim tek filmi olan Bozkır’ın tüm ödülleri toplaması, kendi adıma bir talihsizlik. Zira filmi izleyemediğim için bir yorumda bulunamıyorum, ama diğer taraftan görüşlerine önem verdiğim sinema yazarı arkadaşlarımın yorumlarına da güveniyorum. Festivallerde ödüllerin her zaman tek bir filme/isme verilmesini savunduğum kadar, en iyi film/senaryo/yönetmen gibi ödüllerin de aynı filme verilmesini de savunmuşumdur. Zeki Demirkubuz başkanlığındaki ulusal yarışma jürisi cesur ve tartışılacak bir hamleyle bu yıl neredeyse tüm ödülleri Bozkır’a verirken, tutarlı bir ödül dağılımı yapmış olabilirler, ancak kafalardaki diğer soru; Bozkır bunun için doğru film mi? Fırat Sayıcı - Popüler Sinema Yıllardır istediğimiz ulusal yarışma, kısa ve belgesel bölümleri geri Altın Portakal'a geri döndü. Yeni yönetim eski yönetimin hatalarını kapatmak için elinden geleni yaptı. Elbette herkesi tam anlamda tatmin etmek mümkün değil, eksikler, hatalar da vardı. Ama yine de fena bir başlangıç olmadı tazelenme adına.  Yarışan ulusal filmlerin kalitesi tartışmaya açık olsa da çoğu kişinin mutabık kaldığı "Aşk, Büyü ..vs", "Küçük Şeyler" ve "Bilmemek" gibi birkaç film mevcuttu. Ama bu tarz güçlü filmlere rağmen Zeki Demirkubuz'un önderliğindeki jürinin, herkes tarafından festivalin en kötüsü olarak görülen "Bozkır"a ödülleri yağdırması bir skandal olarak tanımlandı. Ben de aynı fikirde olmakla birlikte Demirkubuz ve diğer jüri üyelerinin görüşlerine saygı duymak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Haktan Kaan İçel / Sinefil Kafası Ulusal yarışma bu sene diğer yıllara göre daha çekişmeli bir yarışma bölümüyle karşımıza çıktı. Filmlerin birbirlerine yakın güçte oldukları ve kimin ödüle kavuşacağı tahmin edilemeyen bir seneydi. "Bozkır", "Soluk" ve "Omar ve Biz" filmlerini bir kenara ayırırsak genelde belli bir çıtayı aşan filmler vardı. Toplumun sorunlarına yönelik önemli noktalara temas eden filmler, sinemamızın değişimini gözler önüne seriyor diyecekken jüri yine Türkiye sinemasını geriye götüren bir karar alarak festivalin en sıkıntılı kararını alarak diğer filmlere haksızlık yaptılar. Ve yine başa döndük. Deniz Ali Tatar – Gaia Dergi “Öze Dönüş” temasıyla yola çıkan Antalya Altın Portakal, bu yıl oldukça iyi filmleri seçkisine almıştı. Önceliğim 2 yıldır olmayan ‘Ulusal Yarışma’ oldu. Film ekiplerinde yer alan birçok kişinin heyecanına ortak olmak güzeldi. Festival ekibi de oldukça yardımcı ve güler yüzlüydüler. Film gösterim salonları da oldukça doluydu, Antalya halkı festivaline sahip çıkmaya devam ediyor ve mutluluk verici bir durum bu. Kronoloji, bir kayıp durumundan, akıllıca bir şekilde cinayet hikayesine dönüşmesiyle izleyenlere şaşırtıcı ve oldukça düşündürtücü bir izleti sunduğu için en favori yarışma filmimdi. Küçük Şeyler, Aşk Büyü Vs. ve Topal Şükran’ın Maceraları filmleri de favorilerim arasındaydı. Festivalde 11 ödülün “Bozkır” filmine gitmesi beni şoke etti, çünkü sinemasal zevkimle tamamen uyumsuz bir film izlediğimi düşünüyorum. Filmin görüntü yönetimi ve bazı oyunculuklarının idare ettiğini düşünsem de, 11 ödül için tebrik etmesini bilmek de önemli…En İyi Kadın Oyuncu ödülünün Selen Uçer’e verilmesiden büyük bir mutluluk duyarken, En İyi Erkek Oyuncu ödülünün birini alan Alican Yücesoy’un da sonuna kadar hak ettiğini dile getirmek gerek…