Yiğit Güralp
Yaratıcı Yapımcı, Yazar

Yiğit Güralp yazdı: Netflix gibi dijital platformlarda sürekli olarak nitelikli içerik izleyebilmek mümkün mü?

Dijital yayın platformu Netflix; Türkiye’ye adım attığında insanımız dev bir içerik deposuyla karşı karşıya olduklarını fark ettiler ve bu herkesin iştahını kabarttı. Fakat ilk önceleri hangisini izleyeceklerini şaşırdıkları bu sayısız içeriğe, yakından tek tek göz atmaya başladıklarında pek çok yeni yapımın nitelik olarak doyurucu olmadığını görmeleri çok da uzun sürmedi. Kısa sürede geldiğimiz bu noktada artık iyi biliyoruz ki Netflix’in kendi yapımı olan filmleri ve dizileri birkaç iyi istisna dışında büyük ölçüde ortalamanın altında, her televizyonda rastlayabileceğimiz sıradan yapımlar. Az sayıda nitelikli film ve nadiren ses getiren birkaç marka dizi ise bir oturuşta izleniyor ve sonra seyirciyi yine “e aboneliğimiz sürüyor, peşin ödedik, ay sonuna kadar şimdi ne izleyeceğiz?” sorusu bekliyor. Tam bu noktada, herkes RTÜK yasası sonucu oluşacak yeni tabloyu konuşurken ben biraz konuya geniş açıdan bakıp Netflix’i merkeze koyarak, dijital platformların genel anlayışından söz edecek ve seyirciye bilinçli bir bakış açısı önereceğim. Keza seyircinin anlamak istemediği ve sürekli didiştiği bir gerçek var. Sınırlı bir ücret karşılığında sürekli olarak ve sonsuz sayıda nitelikli içerik izlemek tıbben mümkün değil. Bunun üç temel sebebi var: 1 – Dünyada bu kadar çok sayıda nitelikli yapım üretecek kadar yaratıcı isim ve ekip yok. Gezegenin hiçbir döneminde de hiçbir sanat dalında böyle bir bolluk dönemi olmadı. Müzikte, resimde, edebiyatta ve diğer dallarda tarih boyunca, yaptıkları her iş takdir gören sınırlı sayıda sanatçı o dönemi ayakta tutmuştur. 2 – Nitelikli iş zaman ister. En lezzetli yemekler ağır ateşte pişer. Bu değişmez bir kuraldır. Yeni kurulmuş ve bol içerik vaat eden bir platformun ya da kurulan, kurulacak olan diğer tüm platformların en büyük düşmanı üretim için zamanının daima az olması. İzlediğiniz çoğu yapımın zaten sorunlu olan ilk sezonlarının biraz toparlanmak yerine daha da sorunlu olarak karşımıza çıkan ikinci sezonları bunun en açık örneği. Çünkü onaylanan yeni sezonun hazırlığı için ilk sezondan bile daha az zaman var. 3 – Üçüncü ve son sorun, nitelikli yapımların bütçelerinin yüksek oluşu. Ağırlıklı olarak belli bir temel sermaye dışında abone ödemeleri üzerine kurulan bu sistemlerin finansal kaynaklarının sonsuz olmadığı da çok açık. Söz ettiğimiz üzere, dünyada sınırlı sayıda iyi artist var. Bunların tümüyle anlaşmak ve bunların ajanda problemini aşmak, tüm bunları yaparken bir filmi iyi film film yapan tüm prodüksiyon kalemlerinin kalitesinden ödün vermemek çok büyük bir finansal kaynak istiyor. Yani neyle ne satın almaya çalıştığımız konusunda tam bilgili değiliz, imkansızı istiyoruz. Seyirci bunu bilmiyor ama Netflix elbette kuruluşundan itibaren bunları biliyor. Ve planlamasını buna göre yaptı. Seyirci “bana ne bunlardan kardeşim, ben aldığım hizmete bakarım” diyor. Haklı. Ama bu hizmetle ilgili o kadar çok yorum yapıyor ki bunlar artık bir yerden sonra “bilgisi olmadan fikri olmak” sınıfına giriyor. Bu yazıda tüm anlatacaklarımdan “bize ne” diyebilirsiniz. Oysa bu yazıda anlatacağım detayları bilmek en azından sizi bilinçli bir tüketici yapar ki bu da az şey değildir. Çünkü karşınızda profesyonel kurumsal yapılar var ve her şeyi planladılar. Siz de kendi planınızı yapabilirsiniz. Gelin bu platformlardan en verimli şekilde yararlanmak için onların içerik politikalarına bir göz atalım. FİLM VE DİZİ POLİTİKASI Film ve dizi film yapımı oldukça maliyetli bir süreç. Bu noktada kurum, az sayıda nitelikli yapımla bir vitrin sunuyor. Geçen yıl Alfonso Cuaron’dan “Roma”, bu yıl yıldızlar karması Scorsese imzalı “The Irishman” ile kendilerini kaliteli yapımların, Oscar Ödüllerine de oynayan birinci sınıf adresi olarak satıyorlar. Vitrini beğenip içeri girdiğinizde gördüğünüz tablo da fena değil, sizi yıldızlarla dolu bir film kataloğu bekliyor. Örneğin kurum Adam Sandler ile anlaşıyor. Adam Sandler, Jennifer Aniston ile birlikte “50 İlk Öpücük”ü anımsatan janjanlı bir ambalajla bir güzel paketinize dahil oluyor. “Ooo ben bu ikilinin yeni filmini hemen izlerim” diyorsunuz. Ancak bu yeni filmlerin büyük çoğunluğu tam bir hayal kırıklığı oluyor. Netflix sinemaya karşı görünüyor ama sinemanın izinden gidiyor, her televizyoncu gibi sinemanın yarattığı trendlerden besleniyor. John Wick mi tuttu, hemen suikastçı, intikamcı temalı “Polar” filmi yapılıyor. Disney “Orman Kitabı”nı mı tutturdu. Hemen bir “Mowgli” uyarlaması geliyor. Ama bunlar dev bütçeli sinema filmlerinin onda biri bütçeli daha basit televizyon filmi çalışmaları oluyor. “Stranger Things”in başarısı da sinemada daha önce tutan fenomen yapımların başarılı bir sentezi olması. Seksenli yılların Spielberg ağırlıklı dünyasıyla Stephen King ruhunu ve diğer popüler kültür öğelerini birleştiren yapım, kaçınılmaz olarak başarılı oluyor çünkü DNA’sı doğru taşlardan oluşuyor. Film ve dizi özelinde Netflix böyle devam edecek. Vitrine sıkı bir ürün koyacak. Bir iyi filmin yanında 10 vasat filmi de size sunacak. Çünkü filmciliğin doğasında da zaten bu var. Film fuarlarında da sepetlerde film paketleri hep böyle satılır. Yapımcıların standlarında Sandra Bullock, Adam Sandler, Will Smith, Natalie Portman, Kevin Costner gibi isimlerle el sıkışıldığına dair projeler görürsün. Henüz filmin senaryosu bile ortada yoktur. Belki filmin kısa bir öyküsü vardır. Filmi sadece oyuncusuyla ve bu öyküsüyle bazen de ünlü yönetmen ya da yazarıyla yani vitriniyle satın alırsın. Film vasat çıktığında ise dağıtımcı/distribütör olarak seni zarara sokar. Ama iyi çıkarsa da ülkende o filmin tek yetkilisi olarak kazançlı çıkarsın. Ve tabi o filmi tek başına da alman mümkün değildir. Fuarda bir iyi filmi almak için yanındaki üçlü beşli ya da onlu vasat diğer filmleri de paket olarak alman gerekir. Netflix’in film ve dizide yaptığı da tümüyle bu. Her cuma gecesi gala yapıp yeni bir film yayınlıyor. “Black Mirror: Bandersnatch” gibi hikaye akışını seyirciye bırakan etkileyici bir filmle açılışı yapıyor. Her cuma böyle iyi filmler izleyeceğini düşünüyorsun ama her hafta yeni bir vasat filmi gösterime sunuyor. Arada bir tane daha iyi film yapıyor. Kurum, böyle böyle, abone sistemiyle yılda 52 film yapan bir stüdyo haline geliyor. İçeriğin ne kadar nitelikli olduğunun bir önemi yok, yılda 52 film üretmek çok büyük bir katalog demektir. Ve Netflix asıl meyvelerini birkaç yıl sonra kendine ait yüzlerce filmi olan bir katalog haline geldiğinde toplamaya başlayacak. Tarım ya da sanayi devrimlerinde topraktan başlayıp alan değiştiren mülkiyet kavramı, dijital çağda bilişim devrimi ile ”cloud” yani “bulut”a taşındı. Yani dijtal platformlar şu an film ve dizide, dijital zaman arazisine hard disc gövdesinde binalar dikerek açıkça dakika dolduruyorlar, her dakikaya içerik inşa edip, milyonlarca dakikalık dev bir stok yani katalog yaratıyorlar. Bu noktada stoklama yaparken nitelik mecburen düşüyor. Çünkü niteliği her birinde yüksek seviyede tutacak böyle bir para yok, zaman yok, dünyada bu kadar çok sayıda yaratıcı ekip de yok, seyircinin bir türlü anlamadığı da bu. Bir kez daha tekrar etmek gerekirse sürekli nitelikli içerik tıbben mümkün değil. Fakat özellikle komedi dizilerinde Netflix’in imza attığı oldukça iyi işler de var. “Stranger Things”, “Narcos”, “Black Mirror” çok fazla gündemde olunca bu harikulade komedi dizileri es geçiliyor. “Love”, The Kominsky Method”, “After Life”, “Derek” gibi iyi marka komedyenlerin yarattığı bu diziler kaçırmamanızı önerdiğim dizilerin başında geliyor. Zaten bir televizyon ya da bir stüdyo bu kadar sayıda iyi iş çıkarabilir. Bu anlamda Netflix’in açmazı, sonsuz iyi iş vaat etmesi, izleyiciyi doyumsuzluğuyla avlaması. Ama aynı doyumsuzluğun Netflix’in kendisini de avlaması olarak özetleyebiliriz. ANİME, BELGESEL, STAND-UP, REALITY SHOW VE ARŞİV Peki bundan başka hiç mi yaptıkları iyi bir şey yok diyenler olacaktır. Elbette var ve bu konularda gerçekten iyiler. Bu yazı zaten dijital platformların genel politikasına genel bir bakış açısı sunup, finalde iyi yaptığı işlerin altını çizip, sürekli veryansın eden ortalama söylemlere bir alternatif oluşturmak için de kaleme alındı. Netflix ilk açıldığında kendi yaptıkları film ve dizilere şöyle bir göz atmış ve yavan bulmuş ama eski film ve dizilerin varlığını görüp onların içinde çok iyi zaman geçirmiştim. Bunların kimi uzun yıllardır izlemediğim çok iyi filmler kimi de zaman içinde hep duyduğum ama izlemeyi ıskaladığım filmler ve dizilerdi. 2000ler öncesi bize daha dün gibi geliyor ama şaka bir yana 2000 yılının üzerinden yaklaşık 20 yıl geçti. Şu an 18 yaşındaki gençler 80’ler ve 90’ların çok iyi filmlerini pek bilmiyorlar. Pek çoğu ödüllü, o yıllarda büyük ses getirmiş ve usta oyuncuların gövde gösterisi şeklinde kurulmuş iyi filmleri Netflix sayesinde keşfedebilirsiniz. Yani dijital platformlar bize yasal ve iyi bir arşiv de sunuyor. Bu eski diziler için de böyle. Örneğin “Californication” gibi bir harikayı vaktiyle zamansızlıktan izleyememiş biri olarak, edepsizliğini ve pervasızlığını sansürlemeyen çok da sağlam bir Türkçe dublajla Netflix’de izledim. Yayından kalkıp kalmama problemi olmayan, çoktan tamamlanmış dizileri topluca izlemek zamanınızı boşa harcamamak konusunda da akıllıca bir tercih. Netflix’in bu noktada bir eksiği ise bu arşiv içeriklerinin ne kadar süre yayında kalacağını belirtmiyor olması. Listenize alıp sürekli ertelediğiniz eski bir film ya da eski bir diziyi izlemek için harekete geçtiğinizde, Netflix yapımın sahibi olan stüdyoyla olan anlaşmasını doldurmuş ve içeriği yayından kaldırmış olabiliyor. Son izlenme tarihini belirtirlerse planlamalarımızı daha sağlıklı yapabiliriz. Bunun dışında Netflix anime, belgesel, stand-up, reality show ve yarışma programları açısından da bolca seçeneğe sahip bir platform. Kendi orijinal dizi ve film yapımları için izledikleri stratejiyi yukarıda söylemiştik. Aynı stoklamayı anime, belgesel, yarışma ve reality de de yapıyorlar fakat bu türlerde maliyetler film ve dizilere göre daha düşük olduğu için nitelik, niceliğe film ve dizilerdeki kadar yenik düşmemiş oluyor. Ortaya hayli iyi yapımlar çıkıyor. Geçtiğimiz ay, “Enter The Anime” ile sipariş ettikleri marka animelerin mutfağını anlatan bir belgesel yayınladılar. Japonya’da animenin; kaybedilen savaş sonrası Disney Stüdyoları örnek alınarak inşa edilmesinden, manga ve action figur zinciri olan “Mandraka” mağazalarından, Netflix’in gözde animelerinin yaratıcılarıyla söyleşilere kadar uzanan güzel bir belgesel. Animelere özellikle göz atın. Yeni başlayanlar için bu belgesel en gözde olanlara bir göz atmanızı sağlıyor. Bir stop motion olan “Rilakkuma To Kaorusan”ı bu belgesel sayesinde keşfettim. Genç anneler, kız çocukları ve her yaştan kadın bu harika çizgi diziyi mutlaka izlemeliler. Tek kelimeyle aşık olacaklarını söyleyebilirim. Netflix’in animasyonlara yaptığı yatırım başka büyüleyici içerikler de sunuyor. Yapımcıları arasında David Fincher ve Tim Miller’ın da bulunduğu “Love, Death + Robots” bu yıllarda animasyon adına yapılmış en şık içeriklerden biri. Henüz keşfetmeyenler varsa mutlaka zaman ayırmalılar. Gerçek hikayelerin altın çağını yaşadığı yıllardayız. Bu devir 2020’lerde ve bu yüzyıl boyunca belgesellerin altın çağı olarak devam edeceğe benziyor. Netflix bu alanda da iyi yatırımlar yapıyor. Gastronomi alanında “Chef’s Table”, yaratıcılık alanında “Abstract: The Art Of Design” belgeselleri oldukça iyi. Tarih, gıda, spor, finans, din ya da cinsellik ile ilgili pek çok iyi belgesel her ay Netflix üyelerine sunuluyor. Müzisyenlerin biyografileri ayrıca ilgi çekici. Bu kadar yıldız bize yetmez derseniz, Jerry Seinfeld’in her bölüm dünya starı bir komedyeni ona özel bir arabayla evinden alıp kahvaltıya götürdüğü “Comedians In Cars Getting Coffee” yıllardır süren sezonlarıyla toplu halde sizleri bekliyor. Benim en büyük favorilerimden olan “The Toys That Made Us / Bizi Biz Yapan Oyuncaklar” iki güzel sezonuyla Barbie, He-Man, Star Wars, Star Trek gibi oyuncak figürlerinin tarih içindeki öykülerini anlatan muhteşem bir belgesel. Star Trek hayranları için ise pek az kişinin bildiği, dizinin 70lerde yayınlanan bir de animasyon çizgi dizisi yine Netflix animasyonlar menüsünden izlenebilir. Yakın zaman içinde Real Ghostbusters, He-Man, Şirinler gibi 80lerin ve 90ların ünlü çizgi dizilerinin de toplu halde tüm sezonlarını yine Netflix sayesinde izleyebildik. “Hyperdrive” adlı yeni otomobil yarışması ise, klasik yarışma formatlarının pabucunu dama atacak türden. Sinemada “Fast And Furious” trendini takip eden, türün tutkunları için son derece doyurucu bu show da 2019’un en konuşulanları arasında yer alacağa benziyor. Netflix’in tüm bunların ötesinde en şık yanı, dünyaca ünlü komedyenlerin stand-up gösterilerini çok zengin bir katalogla bizleri sunması. Her cinsel tercihten, her etnik kökenden ve her türlü inanç türünden insanın yaptığı cesur esprilerle dolu bu gösteriler dünya kültürü ile ilgili görgünüzün gelişmesi için çok önemli bir kültür hizmeti. Cem Yılmaz, Ricky Gervais, Eddie Murphy, Jim Gaffigan, Adam Sandler, Steve Martin, Jerry Seinfeld, Chris Tucker, Seth Rogen, Aziz Ansari gibi büyük komedyenlerin gösterilerine bir arada ulaşacağınız bir platform olarak Netflix’te izlenecek bir şey olmadığını söylemek biraz haksızlık olur. Bu, tam aksine sizin izleme alışkanlıklarınızın sığlığına dair bir problem olabilir. Tüm bu geniş resme baktığımızda, Netflix’in aslında geniş tabanlı ve her renkten televizyonculuk yaptığını görüyoruz. Yani hep eleştirdiğimiz ve artık sıkıldığımız türde “dizi film” televizyonculuğu yapmıyorlar. Bu; özlediğimiz, gerçek anlamda bir televizyonculuk. Ülkemizde televizyonculuk, televizyonları dizilerden ibaret hale indirgeyen yerli televizyoncuların düştükleri hatanın sonucu diziye endeksli bir seyirci yarattı. Sanıyorum dizilere indirgenen algı da bir televizyonda, o televizyon dijital bir platform bile olsa önce ve sadece dizi arama, dizi izleme yan etkisi yarattı. Dizilerle ilgili olası bir mutsuzluk da platformla ilgili genel bir şikayete dönüşüyor. Bu konudaki algı yanılmaları ile ilgili bir hata da Netflix’in biletli gösterilere yani sinemalara verilen paraya göz dikmiş olması. Bu yüzden zaman zaman “sinemayı bitireceğiz” gibi imalar içeren saçma söylemlerle o bilet paralarını abonelik sistemiyle değiş tokuş etmenizi isteyen çıkışlar yapıyorlar. Çünkü size evinizde, sinema kalitesinde sonsuz içerik vaat ediyorlar. Bu da en başta uzun uzun anlattığım üzere mümkün değil. Sinema filmlerinde sundukları düşük nitelik de, sinemaya odakladıkları seyircinin yarattıkları farklı formatta nice güzel içeriği görmezden gelmesine neden oluyor. Tüm bunlar sonsuza dek takılmış bir plak gibi dönüp duruyor. Siz siz olun, aklı başında bireyler olarak şunu unutmayın. Tüm kazık yeme ve dolandırılma olaylarında, mağdurların bir koyup beş alma hevesindeki tüketiciler olduğunu görürüz. Ava giden avlanır. Kimse size onlarca iyi içeriği ayda sınırlı bir paraya vermez. İyi içerik için daha çok ödemeniz ve iyi mahsul için beklemeniz gerekir. Tüm sektörlerde durum aynıdır. “Gold Rush” ya da “Altına Hücum” çağı misali bu bir “Digital Rush” yani “Dijitale Hücum” çağı. Sonsuz zaman tarlasında her dakikaya içerik dikilecek. Bu hücum sırasında köşeye dönenler, aldananlar, aldatılanlar olacak. Dünyanın düzeni. Netflix önümüzdeki yıldan itibaren artık diğer yeni dijital platformlarla da rekabet haline girecek. Rekabet kaliteyi arttırır. Örneğin Disney platformunun önceden yarattığı neredeyse 100 yıllık bir içerik arşivi var, bu ciddi bir avantaj. Eminim her biri hesaplarını yapmışlardır çünkü karşımızda ne yaptığını bilen, kurumsal, hesaplı kitaplı bir yabancı dijital platformlar ordusu var. Darısı yerlilerin başına. Çünkü yıl boyunca kolpa bir dizi yapmaktan öteye geçemiyorlar şu anda. Bu yazımda dijital platformların RTÜK ile başlayan sansür detaylarına girmedim. Gelecek yazımda o konuyu ve dijital platformların yerel yapımlarla ilgili izlediği politikayı da kaleme alacağım. Benden aynı zamanda bir senarist olarak hep senaryo yorumu bekleniyor ama ben içerik de üreten bir yaratıcı yapımcı olarak her zaman işin yapım mutfağından bilgiler vermeye özen gösteriyorum çünkü ana mantığı, genel yapıyı bilmiyorsanız içerik üretmeniz, senaryo bilmeniz ya da senaryo analiz etmeniz biraz geyik muhabbetinden ibaret kalıyor. Herkese tüm mecralarda iyi ve bilinçli seyirler.