Yiğit Güralp
Yaratıcı Yapımcı, Yazar

Bir kültür mirası meselesi: Kurumsallık ve sinema

Disney’in 1994’de dünya sinemasına armağan ettiği “Aslan Kral” filmi, çeyrek asır sonra “Live Action” teknolojisiyle yeniden çekilmiş haliyle Çin ve Amerika’da tüm zamanların temmuz ayı rekorlarını kırıyor. Ülkemiz sinema çevreleri ve hatta izleyicileri; Disney’in 20. Yüzyıla damgasını vurmuş animasyonlarını 21. Yüzyılda neden peş peşe yeni baştan çekip vizyona soktuğunu pek anlayabilmiş değiller. Keza, sosyal medya çevrelerinde son aylarda en çok rastladığım paylaşımlardan biri “Disney bu filmleri niye bir daha çekiyor, ne gerek var yahu?” sorusu. Dünyada sinemanın hepi topu 124 yıllık bir geçmişi var. Ülkemizde daha da kısa. Türkiye’de 1940’a kadar sinemayı ağır vergi yükleri ve tecrübesizlik nedeniyle; el yordamıyla yapmaya çalışan sinemacılar, 1940lardaki vergi düzenlemesinden sonra, özellikle ithalatta hammadde problemi de bir anlamda makul fiyatlara kavuşunca rahatlamışlar ve sinema filmi üretimi yükselişe geçmiş. O yıllarda filmler sadece sinemalarda gösteriliyor. Yeşilçam yapımcıları, çektikleri film vizyondan kalkınca, filmlerin orijinal negatif kutularını bir süre belki lazım olur diye depolarda saklıyorlar. Televizyon yok, o yok bu yok, yani filmlerin sinemalarda gösterimi bitince, satılacak ve gösterimine devam edilecek başka bir alternatif mecra yok. Böyle olunca, bir gün geliyor, filmler depolara sığmıyor, “ne işe yarayacak bunlar artık yahu, muhafaza etmeye gerek yok” diyerek yüzlerce filmin negatif kopyalarını Sarayburnu’ndan kutu kutu denize döküyorlar. Bu yüzden Türk Sinema tarihinin pek çok filminin bir tek kopyasını bile bulmak bugün mümkün değil. Çünkü filmler bu söylemim için beni affedin ama adeta düşmanı denize dökercesine denize döküldüler ve bugün önemli bir bölümü İstanbul Boğazının derinliklerinde yatıyorlar. Sonuç olarak, çekildiği yılların günlük hayatına dair pek çok ipucu barındıran, birer belge niteliği taşıyan ve bu yüzden kültür mirası sayılan filmlerimize dair böyle acı bir geçmişe sahip bir sinema kültürüyle yetişmiş insanımızın bugün kimi şeyleri tam olarak kavrayamaması tesadüf değil. 21. yüzyılın sinemamızdaki en anlamlı olaylarının bence ilk sırasındaki hikaye; Martin Scorsese’nin dünya sinemasının önemli örneklerinin dijital ortamda restore edilmesine öncülük etmesi ve bu anlamda Fatih Akın’dan da Türk Sinemasından örnekler istemesi. Böylelikle Fatih Akın; Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ını öneriyor ve film yıllar sonra restore edilerek, tertemiz bir kopyayla gelecek nesillere aktarılabilmiş oluyor. İyi ki Sarayburnu’ndan denize atılan filmlerden değilmiş ve bir kopyası mevcutmuş. Bundan birkaç yıl önce sinemamızın köklü yapım firmalarından Arzu Film’in “Roma Film Akademisi, Cinecittà Studios”da sinema okumuş temsilcisi Ferdi Eğilmez, 2010’dan itibaren uzun bir zaman ve emek harcayarak tüm Arzu Film kataloğunu dijital ortamda restore etmeye başladı. 4 yılın sonunda, iki ayrı stüdyoda gerçekleştirdiği çalışmalar sonucu, zaten 35 MM film ile çekilmiş 49 sinema eseri, tertemiz kopyalarıyla TV ve dijital platformlarda, hatta bazı sinema şenliklerinde büyük perdede yeni nesillerle yeniden buluşmaya, kimileri tarafından ilk kez keşfedilmeye ama toplamda ülke tarafından yeniden konuşulmaya başladılar. Geçmiş, bugünle ve gelecekle birleşti. Öyle ki TV’de neredeyse 50 yıllık bu filmlerin restore edilmiş halleri, gösterildiği akşamlarda yepyeni yapımları geride bırakarak tüm gruplarda gün birincisi oldular. Arzu Film’in arşivindeki fotoğraf dialarını paylaşmak için açtığı resmi instagram hesabı büyük ilgi gördü ve sosyal medyanın fenomen hesaplarından biri oldu. TV’de sansürlü kopya izlemek istemeyenler için açılan resmi You Tube Kanalında tüm bu filmler milyonlarca kez yeniden izlendi. Bu ilgiyi gören diğer eski yapım firmalarından Erman Film, Erler Film gibi firmalar da aynı yolu izleyerek arşivlerindeki filmleri restore etmeye başladılar. Eğer Arzu Film; “ne gerek var yahu” deseydi hem kültür mirasını yenileyip yeni nesillere aktaramayacak hem de böyle bir ticari başarı elde edemeyecekti. O yüzden mirasına titizlikle sahip çıkan, değer verip koruyan herkesin günün sonunda başarıya ulaşması kaçınılmaz. Disney’in de bu başarı zinciri şaşırtıcı değil. Disney bizim son 10 yıldır uygulayabildiğimiz bu dijital restorasyon işlemini bu çok öncelerde yapmaya başlamıştı. 1930lar ve 1960lar arası dönemde sinemaya damgasını vuran uzun metraj animasyon klasikleri “Pamuk Prenses Ve 7 Cüceler”, “Fantasia”, “Bambi”, “Pinokyo”, “Dumbo”, “Külkedisi”, “Uyuyan Güzel”, “Peter Pan” ve daha nice animasyonu kendi yayın platformları, DVD ve Blue Ray için dijital olarak elden geçirip bu yüzyılın ilk günlerinde tüm kültür mirasını güncellemişti. Bu 2000lerdeki metot idi ve 2010larda onlar için dijital restorasyon dönemi artık geride kaldı. Bu son on yıllık dönemde ağırlıklı olarak “live action” olarak tanımlanan teknolojiyle yaptığı da aslında bir anlamda başka bir güncelleme metodu. Teknolojinin verdiği yeni imkanları kullanarak “bu masalları bugünün imkanlarıyla yeniden anlatsak nasıl olurdu?” sorusunu yanıtlıyorlar ve ortaya çıkan çalışmalar büyüleyici bir etki bırakmaya devam ediyor. Disney “101 Dalmaçyalı” animasyonunu reel bir filme uyarlayarak bu düşüncenin başarılı örneklerini 1990lı yıllarda da vermişti. Animasyonların fenomenlerini rahatsız etmemek için bu yeniden yapımları her zaman titizlikle ele aldılar. Seyirciyi rahatlatacak saygın oyuncu seçimleriyle, muhafazakarlara güven vermeyi de ihmal etmediler. Glenn Close’un “101 Dalmaçyalı” performansı, neredeyse orijinali unutturacak kadar çok başarılıydı ve unutulmazlar arasında yer aldı. Şu günlerde Javier Bardem’in “The Little Mermaid” uyarlamasında Kral rolünde yer alacağı konuşuluyor. 2010’lara geldiğimizde en başarılı örnek ise “Aslan Kralı” da yöneten John Favreau’ya emanet edilen “ The Jungle Book / Orman Kitabı” oldu. Bill Murray, Ben Kingsley, Idris Elba, Christopher Walken, Scarlett Johansson gibi yıldızlar karması bir seslendirme kadrosu görsel bir şölenle de birleşince ortaya bambaşka bir seyir tecrübesi çıktı. Yüksek doz gerçekliği seyircisine sunan film, dev piton Kaa’nın size doğru yanaşıp tıslayarak konuştuğu sahneyle beni sinema koltuğunda oturduğum yere çivilemiştir. “Aslan Kral” ile ilgili geçtiğimiz haftalarda “çok güzel ama ya çocuklar korkar da animasyondaki sevimlilik kadar etkili olmazsa” konulu bir yazıya rastlamam beni bu yazıyı yazmaya iten son nokta oldu. “Aslan Kral” şu an vizyondaki ilk haftasında önemli rekorlara imza atıyor. Bu tür yazılar da sonsuzluk ve ötesine ışınlanarak kayboluyorlar. Disney bu projeleri ele alırken büyük bir titizlikle davranıyor. Bizdeki “Hababam Sınıfı” uyarlamaları gibi “bir koyalım belki on almak nasip olur” gibi bir durum söz konusu değil yani. İşlerin daima ehline teslim edilmesi ilkesi Disney’de kurumsal bir ilke olarak geçerliliğini koruyor. “Dumbo” Tim Burton’a, “Aladdin” Guy Ritchie’ye teslim ediliyor. Tim Burton, yıllar önce “Batman Returns”de karşı karşıya getirdiği Danny De Vito ve Michael Keaton’ı 30 yıl sonra Dumbo’da yeniden bir araya getirerek sinema evreni içinde özenle düşünülmüş bir ilmek daha atıyor. Tam 20 yıl önce eğlence sektörüne adımımı “Universal & Raks Music Company”de attım. 90ların çok önemli albümlerinin stüdyo kanal bantlarının, datların, adatların çok kötü bir depoda, oradan oraya itilip kakılarak saklandığını, saklanmaktan çok çürütüldüğünü gördüğümde içim yanmıştı. Bugün müzik tarihimizin en önemli albümlerinin stüdyo kayıtlarının kanal bantlarının çoğu yok. Sonraki dönemde filmlerin yegane negatif kopyalarının yapım şirketlerinin akan kokan çatı katlarında kutularıyla rutubete terk edildiklerine de çok defa şahit oldum. O yüzden kültür mirasına sahip çıkan her kurumsal yapıya selam olsun, harcadıkları zaman ve yatırıma karşılık kazandıkları her kuruşa da helal olsun. Arzu Film bu kültür mirasını restore etme yolunda şu an yeni adımlar atıyor. Önümüzdeki dönemde seyircisini mutlu edecek güzel haberler verecekler. Marvel’ın mirasını bu yüzyıla aktarışının hikayesini anlattığım “Marka Yönetiminde Marvel Ol” başlıklı yazımı şu linkte okuyabilirsiniz: MARKA YÖNETİMİNDE MARVEL OL! “Aslan Kral” ve halen gösterimde olan “Aladdin”in büyüleyici yepyeni filmleri de şu günlerde sinemalarda. Hepinize iyi seyirler.